top of page
  • sky-rie

Seçilmiş (Ay Işığı#3) - 33.Bölüm



-33-

Kuzey

“ Niye kimse inanmak istemiyor? Ben gerçekten iyiyim!” Artık Aislin’le Arda’nın bakışları beni tarif edemeyeceğim ölçüde rahatsız ediyordu. “ Hadi Arda’yı geçtim, sen kâhinsin Ais. Doğruyu söyleyip söylemediğimi de bir bakışta anlayabilirsin.” Lafımın üzerine Arda onaylaması için Aislin’e döndü. Aislin ağırlığını tek ayağına vererek parmaklarıyla oynuyordu.

“ Doğruyu söylüyor. ”dedi kısık bir sesle.

“ Onu aştın yani gerçekten? ” Arda’nın sorusunu duymazdan geldim çünkü cevabından ben bile emin değildim. Evlenecekleri haberini üç ay önce aldığımda bile kendimden beklediğim tepkiyi vermemiştim. Şimdi, yani evlendikleri bu günde kötü olmaktan çok uzaktım. Garip bir uyuşukluk vardı üzerimde. Nisan’a olan hislerimden tamamen kurtulmuş muydum? Sanmıyordum, ama üzerimdeki etkisi o kadar azalmıştı ki kaybedişimin resmiyet kazanması beni rahatsız etmiyordu. Aksine mutlu ediyordu.

Arda’nın duvara fırlatmam için getirdiği tabakları bir kenara bırakmasını fırsat bilen Aislin bana iyice yaklaştı. “ Tamam iyisin ama aynı zamanda biraz da garipsin. Bunu da çok net hissedebiliyorum. Kafan karışık gibi.” Arda’dan tabakları geri istemek için çok mu geçti?

“ İyiyim dediysem iyiyim! Hissettiklerimin Nisan’la alakası yok ki tamamen senin-” Durakladım. Aislin’in cevap bekleyen ifadesi zihnimle kalmayıp midemi de delip geçiyordu. “ Yahu bunun seni mutlu etmesi gerekmiyor muydu? Nisan’ı hep sevdim ve seveceğim de bunun adının aşk olmasına gerek yok. Dramatik bir ilk aşk hikâyesi olarak kalamaz mı yani? Zorla mı kardeşim?!” Aislin az önce yüzüne bir bardak su boşaltmışım gibi dehşetle bakıyordu. Aslında susmam gerektiğini biliyordum çünkü kendimi kurtarmak için saçmalamaya başlamıştım. “ Ben seni anlamıyorum ki! Nisan’ı sevsem üzülüyorsun sevmesem gene üzülüyorsun. Vazgeçtiysen söyle de bileyim.” İşte sahneyi terk etmem ve çenemi kapamam için mükemmel bir andı. Çünkü son birkaç haftadır kafamı kurcalayan soruyu gaza gelip soruvermiştim. Aislin hala beni seviyor muydu? Artık ona odaklansam bile hislerinden emin olamıyordum. Bunun beni bu kadar telaşlandıracağını kim bilebilirdi ki?

Şu an Arda’nın tepesine tünemiş bana en pis sırıtışını gönderen hayalet Hilal bilebilirdi mesela.

Huhuuu, yürü be koçum! ”diye bağırana kadar o sırıtışı görmezden gelebiliyordum aslında.

“ Hilal!” Elimde olmadan bağırıp sonra da ağzımı kendime küfrederek kapadım. Ben ne yaparsam yapayım zaten Hilal’i Aislin de duymuştu. Ama onun burada olduğuna dair hiçbir fikri olmayan Arda öylece kalakalmış bana bakıyordu.

“ So… Sorun değil. ”dedi kendini çabuk toplayarak. “ O manyağın Nisan’la Derin’in nikâhını kaçırmasına imkan yoktu zaten. Tahmin etmiştim.” Gülerek elini dumanı dağıtmak ister gibi sağa sola salladı. Buna alışması gerçekten olası mıydı? Hilal hepimizi görebildiği için her şey bir nebze olsun daha kolaydı.

“ Sensin manyak. ”diye tısladı Arda’ya. Arda’nın salladığı eli iki kere içinden geçip gitmişti.

“ Diyor ki, ” Aislin’in başladığı lafı bitirmesine izin vermeden Arda araya girdi.

“ Biliyorum, biliyorum. Manyak benmişim değil mi? Çok da haksız sayılmaz.”

Neyse ki odak gene bana dönmeden giyinme odasının kapısı açıldı ve içeriden pek de gülümsemeyen bir Ayas, pişmiş kelle gibi sırıtan bir Derin ve Nisan çıktı. Nisan? Bunun damadın giyinme odası olması gerekmiyor muydu?

“ Senin burada ne işin var?! ”dedi Arda dehşetle. “ Hani nikâhtan önce gelinle damadın birbirini görmesi uğursuzluktu?”

“ Evet hadi onlara da anlatsanıza. ”dedi Ayas bana biraz sahte gelen bir öfke ve kırgınlıkla. Bunların altında gülmemek için kendini zor tutuyormuş gibi bir hali vardı. Onlara yol açıp bağırışları duyunca odaya giren Tara’nın yanına yürüdü.

El ele kapıda dikilmekte olan Derin’le Nisan bir katalogdan fırlamış gibi görünüyordu. Aslında hepimiz biraz öyleydik. İnsanın garip bir şekilde dünyayı kurtarırken saçını, makyajını yapmaya vakti olmuyordu. Derin’in üzerinde siyah mı yoksa koyu bir lacivert mi olduğunu ancak Nisan’ın söyleyebileceği bir takım elbise vardı. Hazır aldıklarına inanması çok güçtü çünkü takım resmen Derin onu giysin diye yaratılmış, mükemmel oturmuştu. Yakasına Nisan’ın elindeki buketten alınmış lacivert bir çiçek tutturulmuştu. Tüm bu lacivertlik içinde tabi ki gözleri o kadar öne çıkıyordu ki bütün kurguyu Nisan’ın yaptığı çok belli oluyordu.

Nisan’ı görünce Arda’yla ikimizde gülümsemeden edememiştik. Beline kadar tam oturup sonra birden tatlı bir kıvrımla kabaran, dizlerinin üzerinde biten beyaz bir elbise giymişti. Elbisenin üzerine iliştirilmiş hiçbir süsü, detayı yoktu. Ama resmen kumaşı ve Nisan’ın üzerindeki duruşuyla konuşuyordu. Artık uzamış olan saçları o korkunç bir topuzun içine hapsedilmektense doğal halinde açık bırakılmıştı. Başına elindekilerle bir örnek çiçeklerden yapılma bir taç yerleştirmiş kısa duvağını da bu taca tutturmuştu. Yüzünde çok hafif bir makyaj vardı. Ona şöylece bakan biri Derin’in yüzündeki sırıtışın sebebini anlayabilirdi. İçimde ufak da olsa bir kıskançlık olduğunun farkındaydım ama şu durumda hangisini kıskandığıma emin değildim. Testosteron sahibi herkes bu kadar iyi görünen bir adet Derin’le aynı ortamda bulunmaktan rahatsız olabilirdi.

“ Oha, şu halinizle hemen çocuk yapsanıza tipi nasıl olacak çok merak ediyorum. ”dedi Arda pat diye. Ayas yaslandığı duvarda kayıp düşecek gibi olunca gülmemek için çenemi kastım. “ Ne? Artık abilik tripleri için çok geç, kız evleniyor.”

“ Şey… Aslında…”dedi Nisan araya girerek. Yüzü mü kızarıyordu? “ Biz zaten evliyiz.”

Odanın ortasına bomba atsa bu kadar etki yaratamazdı herhalde. Ayas’ın ifadesinin sebebi şimdi belli olmuştu. Arda üzerine basılmış kurbağa gibi garip bir ses çıkartarak önce bizi sonra dışarıda bekleyen davetlileri işaret etti.

“ Biz? Onlar? Siz? … E BİZ BURADA NECİYİZ? ”diye Arda resmen bağırınca yaşadığım tüm şoku unutup gülmeye başladım. Birinin bu sefer gerçekten sıyırdı gibi bir yorum yaptığını duysam da Ayas gerçek bir açıklamayla hepimizi aydınlatmaya başlayana kadar gülmeye devam ettim.

“ Bu ikisi, daha Derin’in ona evlenme teklif ettiği gece belgeleri çalıp memurun zihniyle oynayarak evlenmiş zaten. Ve bunu şimdi nikâh memuru neden gelmiyor diye sorduğumda öğrendim.”

“ Siz… Ciddi misiniz? ”dedi Aislin gülerek. Fikri benimsediği ve hatta hoşuna gittiği her halinden belli oluyordu. Kendimi nedense bunu kafamın bir köşesine not ederken buldum.

Aislin koyu yeşil elbisesi ve ilk defa düz olarak gördüğüm saçlarıyla tek kelimeyle nefes kesici görünüyordu. Ama sanırım saçlarının orijinal halini daha çok beğeniyordum, turuncu ve kıvırcık. Kirpiklerine sürdüğü rimel dışında yüzünde hiç makyaj yoktu. Yanında duran Aiden da inat ettiği üzere ablasının elbisesiyle aynı kumaştan kendi ölçülerinde bir takım elbiseye kavuşmuştu. Ortamda Derin’den daha iyi görünen tek erkekti. Aislin’i incelerken bir an için Aiden’la gözlerimiz buluştu. Önce ablasına sonra bana baktı. Uzun ve manalı bakıştı. Sonra hayatında gördüğüm en büyük sırıtışla bana göz kırptı.

Bu çocuğun hissettiğim her şeyi benden bile iyi bildiği gerçeğini gelecekte aklımdan çıkarmasam çok iyi olacaktı.

“Sen dua et seni hatırlayana kadar bekledim ve katılabileceğin bir organizasyon yapıyorum Sarı. ”dedi Derin gözlerini kısıp sırıtarak. Demek Ayas da sarı kafalıktan Sarı’ya terfi etmişti.

“ Laf edeceğine ibret al. ”dedi Tara Ayas’a. Ayas’ın yüzündeki ifade gerçekten görülmeye değerdi. Tara böyle bir ifadeye bir daha ancak hiç beklenmedik bir anda hamileyim dediğinde ulaşabilirdi. Gülmemek için Arda’yla birbirimizi takımlarımızın kolundan tutmuş çekiştiriyorduk. Çıkamayan kahkahalarımız yanaklarımızı şişirmişti.

“ Sen daha kaç yaşındasın? Üstelik sana böyle bir söz verdiğimi de hatırlamıyorum.”

“ Geçen gece öyle demiyordun ama.”

“ Geçen… NEY?” Bu kadarı kaldırabileceğimizden çok fazlaydı. Ayas dehşetle ona bakarken Tara bile bize katılıp gülmeye başladı. Gülerken resmen Arda’yla birbirimize sarılmıştık ve katılıp kalmamız an meselesiydi. Alfred içeriye girmek için tam da o anı seçmeseydi gerçekten gülmekten ölebilirdik.

“ O kadar gülüp çağırmadığınız için teşekkürler. ”dedi kıstığı sarı gözleriyle. Herkesin durulmasını bekledikten sonra gözlerini Nisan’a kilitledi. “ Gelin hanım, ufak isteğiniz halledildi. Herkesin kafasında siz az önce bir memur eşliğinde evlendiniz. Hatırayı yaratmada Yavuz yardım etti merak etme. Türkiye’de olay biraz farklı işliyormuş belli ki.” Durup kaşlarını çattı. “ Ama o düğün dedikleri şeyden yapmadığınız için sağ olun. Bana biraz karmaşık göründü.”

“ Bir denesen seversin aslında. ”dedi Arda. Sonra bana ve Aislin’e eğilerek, “ Bir İngiliz’e kurtlarını dökmeyi nasıl anlatırsın?”

“ Aman neyse, belli aranızda evlenecek çok var biriniz yaparsınız. Ama beğenmezsem giderim, ona göre.” Alfred ceketini düzelterek konuyu değiştirdi. “ Bütün formaliteleri hallettiğimize göre dışarı çıkıp istediğinizi yapabilirsiniz.”

“Yapacak ne kaldı ki? Nikâh yapıyorsun ama zaten evlisin. İnsanları çağırıyorsun ama ortada bir tören yok. Doğru söyle sırf altın toplamak için yaptın bunu değil mi?” Arda işaret parmağını Nisan’a doğrultmuştu. Nisan’sa ona buruk sayılabilecek bir ifadeyle bakıyordu.

“ Burası benim çocukluğumun evi biliyorsun değil mi? ”dedi yavaşça. Arda’nın havadaki parmağı inmiş, şakacı havası yok olmuştu. Evet, burası varlığından evlilik teklifiyle aynı anda haberimizin olduğu evdi. Ayas ve Nisan için, hatta Derin için buranın anlamını ancak hayal edebilirdik. Yıllar öncesinde oyun oynadıkları bahçede şimdi evlilik törenleri vardı. “ Buradayken kendimi kandırabilirim. Bahçeye çıktığımızda içeriden her an annemin ya da babamın çıkıp yanıma geleceğini düşünebilirim. Sadece bir işleri olduğu için ortadan kaybolmuşlar gibi yapabilirim. Yani… Bilirsin işte… Tanıdığım ve benim için değerli olan herkesi topluca bu evin bahçesinde görünce sanki buradan hiç ayrılmadığım halde sizlere sahip olmuşum gibi hayal edebilirim. Kısa bir süre için.” Nisan konuşmasının tamamını abisine bakarak yapmıştı. Odaya düşen sessizliği Ayas’ın adımlarının parkede çıkardığı ses bozdu. İki adımda Nisan’ın yanına giderek zaten kollarını açmış onu bekleyen kız kardeşine daha önce hiç görmediğim kadar sıkıca sarıldı.

Bu anın ikisine özel olması gerektiğini düşündük. Derin de dâhil olmak üzere hepimiz odadan çıkarak onları yalnız bıraktık.

Sonunda hepimiz bahçeye çıktığımızdaysa bunun Nisan’ın en mutlu günlerinden biri olması için elimizden geleni yaptık.

Derin

“ Neden öyle bakıyorsun? ”dedi Nisan uyku mahmurluğuyla gözlerini ovuştururken. Uyurken onu izlemek uzun yıllardır sahip olduğum bir hobiydi.

“ İnanmaya çalışıyorum.” Yastığa yayılmış saçlarının tutamlarıyla oynarken gülmeye başladı.

“ Derin, biz zaten üç aydır resmi olarak evliydik. Hatta eskiden de evcilik oynuyorduk.”

“ İnanamadığım şey o değil ki. Ben seni seviyorum, sen beni seviyorsun ve bunu artık herkes biliyor. Herkes her şeyi biliyor. Sen Jay’in abin Ayas olduğunu biliyorsun. Arda yetenekliler hakkında her şeyi biliyor. Aislin’le Aiden babalarının kim olduğunu biliyor. Tara içinde başka bir kadının yaşadığını biliyor. Senin bana ondan bahsetmenle onunla gerçekten tanışana kadar hayatı bana zehir eden Kuzey Bey artık hiç şansı olmadığını biliyor ki bu çok önemli noktaya dikkatini çekmek istiyorum. Ayrıca uyandığından beri Aislin’e bakışları bariz bir şekilde değişti. Artık onu bir kaşık suda boğma isteğimden gerçekten kurtuluyorum.”

“ Boğacakmış. Yaralandığında aklın çıktı.” Parmaklarını yüzümde dolaştırmaya başladığında karşı çıkmak için kurduğum cümleler uyuşarak raflarına geri döndüler.

“ Tamam. Kendini biraz sevdirmiş olabilir. Ama buradaki esas noktayı kaçırıyorsun.” İç çekerek yüzümü eline yaslarken ötekini tutup dudaklarıma götürdüm. Hiç acelem olmadığını bilmenin mutluğuyla parmaklarını yavaşça öptüm. “ Etrafta özgüvenli dolanması kolaydı. Seni ona itenin ben olduğumu bilmekse kolay değildi. Benim nasıl hissettiğimi bilmiyordun, bense senin hislerini biliyordum ve bu başımı döndürüyordu. Nedense artık sana söyleyebileceğim kadar büyüdüğünü fark etmem çok uzun sürdü.

"Üstelik hayatının yarısını senden saklamanın gerçekten nasıl bir vicdan azabı olduğunu bilemezsin. Sana olduğumdan daha fazla yaklaşırsam mührü kırıp benimle ilgili şeyleri hatırlamandan korkuyordum. Çünkü bunun ucu Ayas’a da dokunacaktı.” İkimiz de bütün bunları bildiğimiz halde neden tekrarlıyordum, emin değildim. Belki de bilmemize rağmen hiç kelimelere dökerek konuşmadığımız içindi. “ Defalarca söylemek istedim. Sen bana inat olsun diye hareket ettikçe sana her şeyi anlatmak için resmen kudurdum. Birlikte uyuduğumuz zamanlarda kalp atışlarını dinlerdim. Beni sakinleştiren tek şey senin benden her şey ortaya çıkana kadar vazgeçmeyeceğin düşüncesiydi. İşte şimdi inanamıyorum, çünkü sen seni nasıl sevdiğimi biliyorsun. Esas nokta bu, saydıklarım içinde en önemli olanı bu.”

Dudakları hiç kıpırdamamasına rağmen bana konuşabilen gözlerle baktı. Onu izlerken aptal aptal gülümsediğimi biliyordum. Yüzüme yerleştirdiği elinin yardımıyla beni kendine çekip dudaklarımın kenarına ilişmiş gülümsememi öptü. Gözlerimi kapatıp tüm hayatımı onun dokunuşlarına yaslamanın tarifsiz tadını çıkardım.

62 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
bottom of page