• sky-rie

Seçilmiş (Ay Işığı#3) - 3.Bölüm

Güncelleme tarihi: 18 Mar 2020


-3-

Derin



“ Hayır, çay! Lütfeen!” diye yalvardı Arda Hilal’in eteklerine yapışarak. Hilal tek bir harekette onu kolayca geri püskürttü.

“ Git kendin yap.”

“ Ama çok yorgunum ve yarın götümüz donacak.” Arda yavru köpek bakışlarıyla Hilal’i etkisi altına almayı başarmıştı ki Kuzey araya girdi.

“ Senin geleceğini kim söyledi?” Hilal de Arda da anlamsızca kırpıştırdıkları gözlerini Kuzey’e kilitlediler.

“ Nasıl yani, gelmiyor muyuz? Ya içinizden biri yaralanırsa?” dedi Hilal.

“ Ve bu evrende bizim yaralarımızı sarabilecek tek kişi sensin, öyle mi? Önceden farklıydı, Nisan’ı geri getirmek bizim kendi problemimizdi ve alabildiğimiz yardımın bir sınırı vardı. Şimdiyse öyle değil. İstersek yanımızda kendisini koruyabilecek doktorlardan oluşan bir ordu bile götürebiliriz.” Kuzey’in ses tonu fazlasıyla duygusuz muydu bana mı öyle geliyordu?

“ Sence, biz kendimizi koruyamayız yani… İhtiyaç olmadığı sürece tabii…” Arda gözlerini bile kırpmadan Kuzey’e bakıyordu. Kısa süren sessizliği Kuzey ayağa kalkarak bozdu.

“ Oraya gidip gelen bendim. Gitmek isteyeceğin bir yer değil.” Kimsenin başka bir şey söylemesine izin vermeden Aislin’le Aiden’ın gülerek çıkmakta oldukları mutfağa girdi.

Bana neler olduğunu soran Aislin’in gözlerine boşvermesini söylemek istercesine omuzlarımı silkerek karşılık verdim. Tara ortamın havasını değiştirmek için hemen gevezelik etmeye başlamış kuzenlerini evdekilere tanıtma işine girişmişti. Konuyla ilgili kafasında pek çok soru olan ev halkı ilgisini kolayca ona vermişti.

Yavaşça ayağa kalkıp mutfağa giden Nisan ve onu izleyen ben hariç herkes…

Bir yerde Kuzey’e hak verebilirdim. Gitmemiz gereken yer Walker’ın onu bir süre kapalı tuttuğu Rusya’nın güneyindeki üssüydü. İşkence görmemiş olması orada tatlı anıları olduğunu göstermezdi. Dolayısıyla gitmeye çok istekli olmamasını anlardım. Hele oraya benim aptalca Ayas’ı dinlemeden kendimi kaçakların ortasına atmam yüzünden düştüğünü düşünecek olursak… Sahip olduğumuz imkânlarla Arda ve Hilal’i korumaya çalışmasını da anlardım ama bütün bunları bu tarz bir kibirle yapmasını anlayamazdım.

Nisan’ın arkasından giderken bir an için Ayas’la göz göze geldik. Yanından geçerken kimseye fark ettirmeden cebinden çıkarttığı küçük bir kutuyu elime tutuşturuverdi. Ne olduğunu anlamak için başımı hafifçe eğince bunun Tara’nın geliştirdiği haplardan olduğunu fark ettim.Ahha, doğru… Kuzey bir kâhindi ve eğer kapı dinlemek istiyorsam beni hissetmemeliydi. Sırıtarak kutunun içindeki haplardan birini ağzıma attım. Suya ihtiyacım olmadan yutabileceğim kadar küçüktü. Soğuk bir karıncalanma tüm bedenime yavaştan yayılırken Ayas’ın sanki yanından geçtiğimi bile fark etmemişçesine Tara’yı ilgiyle dinlemesi daha da sırıtmama neden oldu. Sanırım ne konuşacaklarını bilmeyi en az benim kadar istiyordu. Sonunda gerçek bir abi olduğu için onunla gurur duyuyordum.

Salonu mutfağa bağlayan kısa koridora girip dikkat çekmeden yavaşça sırtımı duvara verdim. Onları duyabilecek kadar yakın kapıya baksalar beni göremeyecekleri kadar gizliydim.

“ Sorun ne?” Nisan’ın endişeli sesi kaynayan suyun sesine karışıyordu. Bunu yaptığım için kendime çok kızsam da gülmeden edemedim. İçeride söylediklerine rağmen Kuzey gelmiş burada Arda istedi diye çay yapıyordu.

“ Bir sorun yok.” Sesi Nisan’a karşı olmasını istediği kadar ruhsuz çıkamıyordu. Gülümsemem yüzümden bir anda silinivermişti.

“ Yalan söyleme, seni çok iyi tanıyorum.”

“ Demek ki sorunun ne olduğunu bana sormadan bilecek kadar iyi tanımıyorsun.” Aralık kapıdan Nisan’ın şaşırmış ifadesini görebiliyordum. “ Söylediğim şey yanlış mıydı? Artık sınırsız imkânımız var. Tam erişim izninden bile öte şeyler. Neden Arda ve Hilal’i tehlikeye atalım?”

“ Bunu daha kibar söyleyebilirsin hepsi bu. Haksızsın diyemem. Geride kalmaları da gelmeleri kadar tehlikeli artık.” Suyun kaynadığını belirten tık sesine Kuzey’in iç çekişi eşlik etti.

“ Abartmıyor musun? Evet her yer patlıyor, herkes ölüyor ama bu her zaman böyle. Şu kapıdan çıkınca birinin beni vurmayacağını garanti edebilir misin? Ya da Derin’in şimdi gelip bu kaynamış suyla beni haşlamayacağını?” Nisan gözlerini devirdi.

“ Derin asla böyle bir şey-“

“ Güven bana yapmak istiyor… Bazen…” Mesela konuşmanın gidişatını hissedebildiğim bu gibi anlarda istiyordum. Nisan’sa her zamanki gibi konuya başka bir açıdan baktığından bu gidişatın farkında değildi.

“ Sahi mi? Nasıl bu kadar emin olabilirsin?” Kollarını kavuşturarak beni savunmaya geçmesi şekerdi ama tehlikeli sularda yüzüyordu.

“ Çünkü seni seviyorum… Ve sen de beni seviyor-dun.” Hah, tam isabet. Nisan’ın tüm savunma hattını tek hamlede yerle bir etmişti. “ Derin’se her zaman sadece seni sevdi. Sanırım bu durumda hoşlandığım diğer kızlar yüzünden senden özür dilemeli ve açığımı kapatmak için bir şeyler bulmalıyım… Ama dur… Senin bana bu konuda bir şans vereceğini sanmıyorum çünkü döndüğünden beri bu konuda köşe bucak benden kaçıyorsun.” Sanki yüzlerce kez yaptığı bir konuşmayı ezberden tekrar ediyormuşçasına rahattı. O çayı demlerken Nisan gözlerini yere indirmişti. “ Bak,” dedi Kuzey elindeki işi bırakarak. “Yüzüme bakar mısın?” Nisan yavaşça başını kaldırıp ona baktı. Bakışında içimde karanlık bir çukur açan bir şeyler vardı. “ Seni seviyorum Nisan. Bütün bu işlere sadece ama sadece senin için bulaştım. Pek çok şeyi riske attım ve hala da gözümü bile kırpmadan atarım. Sana karşılık olarak kollarıma atla demiyorum ki bunu yapman için her şeyi yapardım. Senden sadece seni sevdiğim için benden korkuyormuş gibi kaçmamanı istiyorum. Uzak durmanın beni daha iyi hissettireceğini sanıyorsan yanılıyorsun. Benimle yüzleşmeni istiyorum. Uçaktaki gibi sanki sırf ben göreyim diye Derin’i öpüp sonra mesajı almıştır nasılsa diye yaşayamazsın.” Bir süre durup birbirlerine baktılar. Odaya dalıp Nisan’ı oradan çıkarma isteğimi bastırmak her saniye daha da zor oluyordu. Kıskançlıktan bulanıklaşmamış beynimin mantıklı yarısı bu konuşmayı yapmaya hakkı olduğunu savunsa da onu duymam giderek zorlaşıyordu.

“ Derin’i ne kadar sevdiğini biliyorum, ben kör değilim… Ve onun nasıl biri olduğunu, senin kahramanın olduğunu da biliyorum. Sen yokken burada yıllarca seni geri getirmek için birlikte uğraştık, birbirimize güvendik. Şimdi bir anda bütün olanları silip ondan nefret edemem. Beni buna zorlama lütfen.”

“ Özür dilerim. Amacım seni görmezden gelmek değildi ama bu konuşmayı yapmanın sana daha çok zarar vereceğini düşünmüştüm.” Nisan döndüğünden beri çok değişmişti. Sanki bir anda büyümüştü. Eskiden olsaydı bu noktada ağlayarak Kuzey’e sarılacağından ve belki de kararını sorgulayacağından emindim. Şimdiyse yeniden oluşturduğu gardını indirmek yerine ona karşı durabiliyordu.

Birine çocukluğunuzdan beri aşık olmak böyleydi işte. Onun nasıl büyüdüğünü nelerin değişip nelerin kaldığını benden iyi kimse bilemezdi. Başka kimse bütün bunları deli gibi atan bir kalp ve gülümseyen dudaklarla izleyemezdi.

“ Daha sonra oturup uzun uzun konuşabiliriz bunu.”

“ Uzatacak bir şey var mı? Gerçekten aklından neler geçtiğini öğrenmek için ne kadar beklemem gerekecek? Bilmeye hakkım var. Neler hissediyordun, şimdi ne hissediyorsun? Hatta nasılsın gibi basit şeyleri bile bilmeye ihtiyacım var.” Kuzey’in çaresiz sesi kulaklarımı kapamak istememe neden oluyordu.Daha kötüsüyse Nisan’ın yüzündeki kırılmış ifadeyi görmekti. Kısacık bir an için de olsa Kuzey’in bunu düşünerek yapmış olabileceği fikri geldi aklıma. Şu an Nisan’a sunduğu dürüstlüğü benim abisi hakkındaki gerçekleri sakladığım için sahip olmadığım bir kozdu. Nisan asla beni suçlamamıştı ama o bile farkında olmasa da içinde bir yerde bana kırgın olduğunu hissedebiliyordum.

“ Tamam dürüst olalım o halde.” Yavaşça mutfak masasına yaslandı. “ Derini seviyorum Kuzey… Seviyordum, seviyorum ve son nefesim olduğunu sandığım anda bile sevmeye devam ettiğim için biliyorum ki sevmeye devam edeceğim. Hayatımdan onu çıkarsam geriye sadece bir kabuk kalırdı. Çünkü o benim her şeyim. Zamanla içimdeki en ufak çatlaklara bile sızıp kanıma karışmış biri.”

Beni sevdiğini biliyordum. Beni sevdiğini her zaman biliyordum ama bu asla onun dudaklarından dökülen sözler içinde bunu duymak kadar anlamlı olmuyordu. Korktuğum ve onu pek çok açıdan kaybedeceğimi sandığım o anların izini hala üstümde taşıyordum. Bu ciğerlerime kadar içime giren bıçağın bıraktığı yara izinden çok daha derin çok daha göz önündeydi. O iz, Nisan’la geçirdiğim her saniyenin, her salisenin nasıl bir lütuf olduğunu asla unutmamamı sağlıyordu. Hayat dolu parlayan gözlerinin benimkilere değdiği her an, kendisi olarak bana söylediği sevgi dolu bir söz başımı döndürüyordu. Bu ona sarılabilmekten, onu istediğim gibi öpebilmekten daha farklıydı ve kesinlikle o iz olmadan kimsenin anlayamayacağı kadar özeldi. Bu tensel bir şeyden çok öteydi. Herkes bir bedene sahip olabilirdi. Ama Nisan’ın ruhu…

Nisan’ın ruhu paha biçilemezdi.

“ Neler olduğunu, ne yapmaya çalıştığımı Arya’nın yanına gidene kadar ben de bilmiyordum, inan bana bilmiyordum. İnsan ölmek üzereyken bazı şeyleri daha iyi anlıyor.”

“ Öyle söyleme.” Sözler Kuzey’in ağzından dökülürken aynı anda zihnimde de yankılanıyordu. En azından bu konuda hem fikirdik. “ Sen de dahil olmak üzere buradaki hiç kimse iki buçuk yıl boyunca her sabah o gün de senin hayaletinle karşılaşmamak için yalvararak uyanmanın nasıl bir şey olduğunu bilmiyor. Kimse o hayaletleri görmüyordu, kimse sana benzeyen bir gri gördüğümde benim ne yaşadığımı bilmiyor. Bu yüzden lütfen… Bir zamanlar içinde bulunduğun durumdan bu kadar rahat bahsetme.” Sesine yansıyan acı içimdeki karanlığın sesini kesmesini sağlamıştı. Bunu bilmiyordum işte. Kuzey bundan daha önce kimseye bahsetmemişti.

“ Özür dilerim…” dedi Nisan yavaşça. Bunun aslında onu yaraladığını görebiliyordum. Hepimiz çoğu zaman sen yokken le başlayan cümleler kuruyorduk. Evet, o bizim acı çektiğimiz vaktin çoğunu bilinçsiz bir şekilde uyuyarak geçirmişti ama son zamanlarda bu cümlelerin onda hepsi senin suçun izlenimi yarattığını fark etmiştim. “ Her neyse ben… Orada düşünmek için çok vaktim oldu ve ne yaptığımın farkına vardım. Evet, Derin benim kahramanımdı ama sen de idolümdün Kuzey. Hep olmak istediğim kişiydin. Seni, senin gibi olabilmek için o kadar çok izledim ki sen de bana karışmaya başladın. Hayatımın vazgeçilmez bir parçası oldun öyle ki seni de çıkarıp atamıyordum içimden. Ama şöyle bir sorun vardı ki bana ait olan her kale, her duvar, her çatlak, her boşluk Derin tarafından çoktan ele geçirilmiş ve geri dönüşü olmaz bir şekilde doldurulmuştu. Bunu fark etmek beni korkutuyordu çünkü Derin bir gün giderse kaybolacaktım, yok olacaktım. Bu yüzden sana sığınmaya çalıştım… Çalıştım ama yaptığımı sansam da geri dönüp bakınca yapamadığımı anladım.” Yaslandığı masadan uzaklaşarak Kuzey’in yanına gitti. Ellerini yüzünün iki yanına yerleştirdi ve ben konuşmanın devamını duyabilmek için hareketsiz kalma adına bedenim üzerinde sahip olduğum bütün kontrolü son damlasına kadar kullanırken Kuzey başından çok daha fazlasını o ellere yasladı. “ Seni gerekse şu dakika kendi hayatımdan vazgeçecek kadar çok seviyorum Kuzey… Ama bu asla Derin’i sevdiğim şekilde olmayacak. Asla senin istediğin şekilde olmayacak.” Nisan ellerini indirmeye çalışırken Kuzey onları tuttu.

“ Peki tüm bunlar olurken benim seni sevebileceğim aklına gelmedi mi?” Nisan gülümsedi. Ne acı acı bir gülümsemeydi ne de neşeli. Durmasını istememe neden olacak kadar masum bir gülümsemeydi ve biliyordum ki benim yüreğim hopluyorsa Kuzey’in kalbi de öyleydi.

“ İşte özür dilerim dememin sebebi buydu… Hayır, taşı aramak için Kaz Dağına giderken arabadaki konuşmalarımız olmasaydı şu dakika bile senin de beni sevebileceğin ihtimali aklıma gelmezdi.” Kuzey’in iç çekişi pes eder gibiydi. Kendi isteğiyle pes etmesini her şeyden çok istiyordum çünkü konuşmasının başında kendisinin benim için söylediklerini ben de rahatlıkla onun için söyleyebilirdim. Bu çocuk benim ve Nisan’ın hayatını kurtarmıştı. İçeride oturan herkesin hayatını kurtarmıştı. Yıllarca birlikte pek çok şeye göğüs germiştik şimdi birden ondan nefret edemezdim. Kıskanmıyorum, onu yumruklamak istemiyorum diyemezdim ama nefret edip hayatımdan çık diyemezdim. Artık Nisan’ın okulundaki çocuk değildi ki o, benim dostumdu!

“ Nisan seni kaybetmek istemiyorum. Sen herhangi bir şekilde hayatımda olmadan asla bir bütün olamayacağımı biliyorum ama sana karşı hislerimden nasıl kurtulabilirim bunu bilmiyorum. Seni kaybetmemektense artık bunu denemeye razıyım çünkü ilk döndüğün zamanda sandığım gibi bir şansım olmadığını biliyorum artık… Ama lütfen uzaklaşma, seni kaybetmek istemiyorum.” Kuzey’in ağlaması karşısında söyleyecek, yapacak hiçbir şeyim yoktu. Nisan ona sarılıp gülümseyerek bunun asla olmayacağını söylerken kendimi bile şaşırtarak kıskanmadığımı fark ettim. Kıskançlık ya da öfke duymuyordum. Hüzünlüydüm… Ve rahatlamış… Nisan Kuzey’in hayatına her şeyden önce bir dost olarak girmişti ve Kuzey en azından bunu koruyabilmeyi sonuna kadar hak ediyordu.

Vicdanım beni buraya getiren her şeye baskın çıkarak onlara en azından bu anı vermem gerektiğini bana hatırlattı. Kimse fark etmeden geldiğim kadar sessiz bir şekilde kahkahaların yükseldiği salona döndüm.


Aislin


“ Aiden uyudu sanırım.” dedi Kuzey ses çıkarmamaya özen göstererek kendisine en yakındaki sandalyeye çöktü.

“ Uyuyana kadar burada kaldığın için teşekkür ederim.” dedim ve gülümsedim. Yüzüme bakmadan pek mutlu olmayan bir gülümsemeyle karşılık verdi. “ Yani, hepiniz burada mı kalıyorsunuz yoksa sen eve gidecek misin?”diye sordum. Tek amacım konuşacak bir şeyler bulmaktı. Türkiye Aiden ve benim için, tabii daha çok benim için, çok yeni ve çok farklı bir yerdi. Her ne kadar başımızın çaresine bakabileceğimizi söylesem de Derin onlarla birlikte burada ya da İstanbul’da kalmamızda ısrar ediyordu. Aiden durumdan memnundu, bense sonunda kendimi bir yerlere ait gibi hissediyordum. Bizi evlerine, hayatlarına ve kalplerine almışlardı.

Aslında vaktimizin çoğunu Jay’in yeni İstanbul’daki başkanlık sarayında geçiriyorduk. Yani tamam, belki saray abartılı bir nitelemeydi ama kendi evimizi düşününce sadece köşk demek gerçekten içimi acıtırdı. Şatoları andıran taş duvarlarıyla, yüzeyin çoğunu kaplayan sarmaşıkları ve evi gizlemek istermişçesine üzerine kapanmış ağaçlarıyla benim için masallardaki saraydan farksızdı. Orada güvendeydik. Jay istemediği sürece oraya hiçbir şey girip çıkamazdı. Ama Derin ve Nisan, Mersin’deki bu küçük evi nedense daha çok seviyorlardı. Nasılsa çakılar sayesinde ulaşım derdimiz yoktu. Tatillerinde Hilal ve Kuzey ailelerini görmeye geldiklerinde biz de buraya geliyorduk.

Ona hala genelde Jay diyordum çünkü benim için telaffuz etmesi çok daha kolaydı. Beş ayda Türkçeyi çat pat öğrenmiştim ama konuşurken yine de kendi dilimi tercih ediyordum. Korkunç bir aksanım vardı ve amaç birilerini güldürmek değilse gerçekten çekilecek gibi değildi. Öte yandan çok karmaşık cümleler olmadığı takdirde bilmediğim kelimeleri anlamdan çıkarıp çevremde konuşulanları anlayabiliyordum. Dışarıdan bakınca komik görünüyorduk. İnsanlar bana Türkçe konuşuyor bense onlara İngilizce cevap veriyordum. Aiden’sa her konuda olduğu gibi bu yabancı dil konusunu da benden iyi kıvırmıştı.

“ Biz çukuru ararken onlar tüm günlerini aileleriyle geçirdiler tabi burada kalmalarında sorun yok.”dedi Kuzey gözlerini ovuştururken. Hazırladığım fincanları iki elime alıp mutfak masasına koyarak yanına oturdum. Kuzey soru soran gözlerle fincanın içindekine baktı. “ Eğer kahveyse-“

“ Kahveyse uyuyamazsın, içkiyse uyanamazsın biliyorum. Kahve olursa da mutlaka sütlü, içki olursa da kokteyl tercih edersin. Tatlı şeylere biraz zaafın var sanırım.” Bardağı ona doğru uzatırken sırıttım. “ Ama bu kahvenin dibi.” Kuzey ses çıkarmamak için eliyle ağzını kapatırken kıs kıs gülüyordu. Bu aslında sadece romlu kahveydi. Sek kahvenin içine belli bir miktarda rom koyuyordum ve ta daa Kuzey Aiden’dan bile küçük bir çocuğa dönüşerek mutlu oluyordu.

“ Bunu yaptığına inanamıyorum.” dedi neşeyle bir yudum alırken. Bunu ilk içtiğinde kafası hali hazırda biraz güzel olduğu için isimlendirmede biraz sorun yaşamıştı. Sonuç olarak ona sadece ikimiz böyle desek de romlu kahvenin adı kahvenin dibi olmuştu.

“ Yani burada kalıyorsun.”dedim ben de kendiminkinden bir yudum alarak. Kuzey omuzlarını silkti. “ Babam ne yaptığımı biliyor onu zaten istediğim zaman merkezde görebiliyorum birlikte çalışıyoruz sayılır. Annemi de bir şeyden şüphelenmeyeceği kadar sık görüyorum. Bugün kendimi iyi bir çocuk olamayacak kadar yorgun hissediyorum. Tüm o hayalet çukuru, toplantılar ve…” Onu esas yoranın ne olduğunu çok iyi biliyordum.

Her hafta bu ev için rutin bir kontrol yapardım. Hepimiz biliyorduk ki aramızdan birine bir şey olma ihtimali çok yüksekti ama bu, bu ev sınırları içinde olmayabilirdi. Benim yeteneğimsemekânla ve bir haftayla sınırlıydı. O yüzden aramızda bir anlaşma vardı. Böyle bir şey yaşadığımız takdirde en az birimiz eve geri dönecek ve gerekirse bunu devasa harflerle duvara yazıp benim kontrollerim sırasında görmemi sağlayacaktı. Olacak olan her neyse onu durdurup durduramayacağımızı kimse bilmiyordu ama bu bize en azından birkaç gün kazandıracak ve denememizi sağlayacaktı. Benim gördüğüm gelecek her yönüyle kesin değildi. Bazen çok küçük bir şeyle etkilenebilirdi bazense tüm önlemleri alsanız dahi olacakları değiştiremezdiniz. Jay’in köşkü tüm odalara tek tek bakabilmem için çok büyüktü. Bu evse birkaç saat içinde bir haftalık kontrolü yapabileceğim kadar küçüktü.

Dolayısıyla bir hafta süreyle evin içinde neler olacağını az çok biliyordum. Dikkate değer bir şey olmadıkça olayları hızla sararak izliyordum ama bu akşam erken saatlerde bu mutfakta olan bir konuşma ilgimi çekmişti.

“ Kontrollerim sırasında olayları gördüğümü biliyorsun değil mi?” dedim. Kuzey ne alınmış ne de kızmış duruyordu. Onun yerine beni şaşırtarak gülümsedi.

“ Bu kahvenin dibine ihtiyacım olduğunu nasıl anladığını açıklıyor.” Gözlerimin içine bakarak gülümsedi. “ Teşekkür ederim.” İçinde bulunduğumuz durumun tuhaflığına aldırmadan gülümsedim. Elimde değildi ki, Kuzey gülümseyince gülmemek elimde değildi.

Bunların hepsi Aiden’ın suçuydu.

Bütün gün onlar yanımızda olsun ya da olmasın tepemde Kuzey, Kuzey, Kuzey diye anlatmaktan yorulmadan dolaşıyordu. Bir süre sonra fark ettim ki artık o sussa bile ben Kuzey’i düşünmeye devam ediyordum. Hem neden düşünmeyecektim ki? Düşünceler de kalp de bana aitti. Onlarla ne yaptığım Kuzey dahil kimseyi alakadar etmezdi. O gerçekten tatlı biriydi. Oturup sohbet edebileceğiniz pek çok şey paylaşabileceğiniz biriydi. Gördüğüm kadarıyla genelde hep iyi dinleyici olan taraf o oluyordu. Ama son beş ayda sürekli iki kahin olarak birlikte çalışmak zorunda kaldığımızdan grubun içinde en çok onunla yakınlaşmıştım ve şunu rahatlıkla söyleyebilirdim ki dinleyen taraf bendim. Diğerlerinin sandığının aksine Kuzey konuşmayı sevmeyen sessiz biri değildi. Sadece herkesi dinlerken sıra asla ona gelememişti.

İlk başta verdiği aşırı sakin izlenim aslında sadece öyle görünmek istediği içindi. Sanırım bu şekilde daha etkileyici olduğunu düşünüyordu. Nisan’ın bir dönem etkilendiği de gerçekti. O da sırf bu yüzden, sanırım ailesiyle ilgili durumların da etkisiyle, sakin olmayı tercih etmişti. Ama Aiden’la bir aradayken aslında bir yanının hala fazlasıyla Aiden’la yaşıt olduğunu görüyordum. Hilal ve Arda’nın yanında mantıklı kalabilmek için çok uğraşıyor gibiydi. Başta amacım sadece kendisi olabilmek için ona bu fırsatı sunmaktı. O kendisi oldukça benim için her şey karman çorman olmuştu.

Bardağı yeniden gülümseyen dudaklarına götürdüğünde işlerin nasıl olup da bu raddeye geldiğine hala akıl sır erdiremiyordum. Kuzey’den hoşlanıyordum ve… Ve o da bunu biliyordu.

“ Beni affettiğin için teşekkür ederim Ais… Tartışmamızı İskoçya’ya taşımadığın için de.” dedi yavaşça. Açıkçası o söyleyene kadar tartıştığımızı tamamen unutmuştum. Ben aptal değildim. Durumumun ve yerimin fazlasıyla farkındaydım. Nisan’la Derin, Tara’yla Jay her ne kadar kabul etmeseler de Arda ve Hilal… Geriyeyse kalbi kırık bir şekilde herkesi izleyen Kuzey kalıyordu. Kuzey, sırf Nisan onu reddetti diye bana gelecek biri değildi. Ben de onu elde etmeye çalışacak biri değildim. Ama hayat çok kısaydı ailemden bana bu fikir yadigar kalmıştı. Bu yüzden yaklaşık bir ay kadar önce Kuzey’e onun hakkında ne hissettiğimi söylemiştim. Bir karşılık beklemiyordum, o da beklemiyordu. İşin trajikomik yanı da buydu zaten. Kuzey şu an ne hissettiğimi en iyi anlayan kişiydi ve bu bizi daha yakın arkadaş olmaya itiyordu.

Kavga etmemizin sebebiyse bana Nisan’la konuşmak istediğini söyleyince ona bunu yapmamasını söylememdi. Kıskançlığımın katkısı yok muydu? Tabii ki vardı. Ama sonuç olarak bana bunu söyleten yeteneğim ve mantığımdı.

“ Sadece seni korumaya çalışıyordum”dedim yavaşça. Ortamın ağırlaştığını fark edince gülmesi için ekledim, “ Yani bir bana baksana, açık açık konuşmam işe yaradı mı?”

“ Şimdi ikimizin durumu biraz farklı ama.” Gülerek kendini savunmaya geçerken kazandığım anlamsız zaferle gülümsedim ve kendimi kahvenin dibine vurdum.




54 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör