• sky-rie

Seçilmiş (Ay Işığı#3) - 27.Bölüm


-27-

Walker

Sinirden ve tükenmişlikten ellerim titriyordu. Aiden, o küçük savunmasız Aiden… Belli ki sadece görünüşü değil gücü de bana çekmişti. Hem büyük bir hata hem de büyük bir ziyandı. Madem böylesi yeteneklere sahip, güçlü bir kâhindi; o halde benim tarafımda olmalıydı! Ne cüretle beni engellemeye kalkardı? Planlarının farkında olmadığımı mı sanıyorlardı? Agarta’yı boşaltmaları, hırsızlara yapılan duyurular, seçilmişlere gözdağı vermeler… Jinan’a gelecekleri belliydi. Hayaletleri organize eder etmez geri dönecektim. Ama Agarta’yla ilgili haberleri aldıktan sonra oradaki binlerce yetenekliyi bırakamazdım! Agarta ve Aiden bana çok pahalıya mal olabilirdi. Hiçbir şey ama hiçbir şey, Arya’dan değerli değildi.

Jinan’a adım attığım anda bir terslik olduğunu hissettim. Alevi koruyan tuzak harekete geçmişti. Benim alevlerimin önünde Tara’nın duvar gibi çekilmiş alevleri vardı. Kendinden geçmiş adamlarımı da, olmaları gerektiği yerlerde yeller esen muhtemelen öldürülmüş seçilmişleri de hissedebiliyordum. Kendilerini saklayabilirlerdi ama arkalarında büyük izler bırakıyorlardı. Alevin yanında olduklarını tahmin etmek zor değildi. Alevleri yaratacak zamanı varsa Tara’nın o deliğe düşmediğini ummaktan başka şansım yoktu. Onun için bile zamanında durdurabileceğimin garantisi yoktu. Alevleri yaratacak kadar zamanı olduysa kurtulmuş olmalıydı. Alevin yanında mıydı?

Aiden’ın alevlerinden kurtulmak için düşündüğümden çok daha fazla güç harcamıştım. Bir süre için alevleri kullanmam riskliydi, bana itaat etmeyebilirlerdi. Ruhen yanına uçmak istesem de bedenimi arkada bırakamazdım. Tara’nın bile bilmediği geçitlerce kolayca yanına ulaşabilirdim. Ne de olsa onları yavaşlatan şeyler bende işe yaramazdı. Hala koşabilirdim, ucunda Arya olan her yere verecek nefesim kalmasa bile koşmaya devam ederdim.

“ Tara?”dedim yavaşça. Titreyen ellerimi arkama sakladım. Yorgunluğumsa muhtemelen silemeyeceğim şekilde yüzüme yapışmıştı. Düşmemişti! Yüzüme kontrol altında tutmayı başaramadığı allak bullak bir ifadeyle baktı. Yarısı burada olmamdan memnunken kalan yarısı burada ne yaptığımı sorgular gibiydi. Oysa bu benim ifadem olmalıydı. “ Burada ne arıyorsun? ”

“ Bence burada ne aradığımı çok iyi biliyorsun. ”dedi güçlü görünmeye çalışarak. Bu çabası beni gülümsetmişti. Tara burada ne için gelmiş olursa olsun hoş karşılanırdı. Acaba kaçı ayaklarımın altındaydı? İçimin acıması beni bile şaşırtmıştı. Nisan, Ayas, Edmund… Ah öyle nadide yetenekleri vardı ki! Büyük bir kayıp, büyük bir ziyan olacaklardı! Ama onları korumamda buraya kadardı. Yeteneklerine ve türlerine olan saygımdan onları yeterince affetmiş, hayatlarını kurtarmıştım. Bu sefer ileri gitmişlerdi. Kimse bu alevle benim arama giremezdi.

“ Kolun tamamen iyileşti mi Tara? Sen iyi misin? Yaralandın mı? ”dedim. Onu tedirgin etmemek için yavaşça konuşuyordum. Ona doğru birkaç adım attığımda kıpırdamadı. Mavi tenini okşuyor, ona çok yakışıyordu. Tıpkı Arya’ya olduğu gibi.

“ Ben iyiyim. Sense yorgun gibisin.”dedi Tara gözlerini benimkilerden ayırmadan. Kilometreler öteden görebildiğim düşmanlığın ve öfkenin yanında sanki irisinde yüzüyormuş gibi duran bulanık başka duygular vardı. Hayal kırıklığı, pişmanlık, acıma ve sevgi… Tara’ya ait olamayacak kadar gümüşi parıltılar şeklinde gözlerinde yüzüyordu. Nefesim kesilmişti.

“ Ufak tefek pürüzler işte.”dedim omuzlarımı silkerek. Ona doğru bir adım daha atınca bu sefer gerildiğini fark ettim. Aramızda kapatmam gereken iki adım kalmıştı yalnızca. Sırtım koridora dönüktü ve artık aşağıda olanlara dair hiçbir şey hissedemeyecek kadar Tara’yla, Arya’yla dolmuştu zihnim. “ Tara, anlamaya çalış. Beni tanıyorsun! Beni çok iyi tanıyorsun! Senin en çok ihtiyaç duyduğun anda birlikte olduğun insanlar neredeydi? Ayas sen odanda ağlarken neredeydi? Ama ben oradaydım! Her zaman senin için oradaydım!” Tara’nın donuklaşmış bakışlarına karşılık bir adım atmaya kalkmıştım ki elini alevlerin içine sokunca yerime mıhlandım.

“ Tek bir adım daha at, ben de alevi yok edeyim.”

“ HAYIR! Hayır, bak! Kıpırdamıyorum!” Ellerimi havaya kaldırarak bir adım geriledim. Alev, Arya demekti. Alev olmazsa bir daha reenkarne olamazdı. Tara’yla birlikte onu sonsuza dek kaybededirdim. Her şeyden kurtuluncaya kadar bu garantiye ihtiyacım vardı. “ Bunu neden yapmak istiyorsun? Arya’yla tanıştığına eminim. Sence o ölmeyi hak ediyor mu?” Tara kabul etmek istemese de hep yufka yürekli bir kız olmuştu.

“ Sence senin gibi bir kardeşi hak ediyor muydu? Arya, Arya diye herkesin kafasını ütülüyorsun! Yüzyıllardır onun ne halde olduğuna dair en ufak bir fikrin var mı!?”

“ Nereden bilebilirim ki!? Ben hep onu aradım, ona her yaklaştığımda elimden kaçırdım! Benden hep kaçtı!” Dayanamayıp bağırmaya başladım. Tara sinirli bir gülüşle parmaklarına dolanan alevlerle oynamaya başladı. Yutkunduğunda öfkeden boynundaki bazı damarların fırladığını fark ettim. Dolan gözlerini gizlemek için kapattı. Elleri başta olmak üzere tüm vücudu titriyordu. Ona doğru uzanmak istiyordum. Düşecek daha da kötüsü kusup kendinden geçecek gibi duruyordu. Hala alevlerin içinde dolanan eliyle beni olduğum yere bağlıyordu.

Kıpırdayamıyorken onu böyle görmek istemiyordum. İç çekerek başımı eğdim. Tara harekete geçmeden önce onu ateşten uzaklaştırmanın planlarını yapmaya başladım. Normalde benim için anlık bir hareket olurdu ama gerçekten ölebilecek kadar yorgundum. Onu uzaklaştırsam bile alanın içindeyken hala alevleri kendine geri çekebilirdi. Alandan çıkacak sürede de onu tutabilmem imkansızdı. Benim gibi bunca yıl hayatta kalmış olan biri içinde bir yerde yedek bir batarya oluşturmayı bilirdi. Seni öldürmek isteyenler hep en tükendiğin anı beklerdi. Sorun şuydu ki tek atışlık bir şansım olabilirdi. Bununla kendimi mi korumalıydım, Tara’yı alevden mi uzaklaştırmalıydım yoksa kaçmalı mıydım? Alevi ne kadar kullanabilirdim, darbe alırsam kendimi ne oranda iyileştirebilirdim bunların hesabını yaparken bir ses zihnimi tamamen boşalttı.

“ Bunun nedenini hiç düşündün mü Adam?” Farkında olmadan nefesimi tuttum. Bu Tara’nın sesi değildi. Eğmiş olduğum başımı yüzlerce yıllık ömrümden daha da uzun gelen bir sürede zorla kaldırdım. Tara’nın onun yüzüne yakışan parlak kahverengi gözleri vardı. Bakır saçlarıyla birleşince bazen kızımlısı toprakmış ya da volkanmış gibi parlardı. Ben yine de onun gözlerini en çok ruh alevini çağırdığı zamanlarda severdim. Gümüşi ve öylesine parlak olurlardı ki başını çevirdiğinde ardında gümüşi ışıklı bir iz bırakırdı. Bana Arya’yı anımsatırdı. Sadece anımsatırdı çünkü Arya’nın gözleri alevi kullanmadığı zamanlarda parlak gümüşi değil, fırtınalı bir griydi. Benimkinden bile daha koyu, daha keskin bir griydi. Sizi daha konuşmadan ikna ederdi. O isterse gözlerinden her şeyi anlardınız, istemezse Pandora’nın kutusu gibi tüm duygularını renginin ardına saklardı. Hiçbir zaman renkleri seven ya da ayırt etmeyi beceren bir adam olmamıştım. Ama Arya’nın gözleri, Arya’nın düşüncesi yok olsa bile benimle kalacak kadar unutulmazdı.

Ve şu an Tara’nın yüzünden bütün fırtınasıyla bana bakıyorlardı.

Kelimeler yerine dudaklarımdan tutmakta olduğum nefesim döküldü. Başım dönüyordu, öyle ki dizlerimin üzerine düşmek üzereydim. Bu gözleri en son kaç yüzyıl önce görmüştüm? On beş? On altı? Gri sirenli bir alarm kafamın içinde yükselip duvarlarıma çarpıyordu; Arya!

“ Ar..ya?” Ben daha fark etmeden kollarım öne, ona doğru uzandı. Arya’nın fırtınasında bir anda şimşekler çaktı ve Tara’nın asla olamayacağı kadar korkutucu bir ifadeyle alevlerin içine elini biraz daha daldırdı. Tara’nın alevleri yok etmesi güç olabilirdi ama yüzeye çıkmış Arya için bu yalnızca bir saniyeydi. Bakışları önce alevlere, sonra bana kaydı. Konuşmasına gerek yoktu. Ona bir kirpik mesafesi olsun yaklaşmaya çalışırsam her şeyi bitirirdi. “ Arya, lütfen…”

“ Durman gerektiği zaman durmasını asla öğrenemedin Adam. Sen ne yaptığını sanıyorsun? Bütün bunlar, ölen bütün o insanlar!” Arya hayal kırıklığının yüzünden akıp beni boğduğu ifadesiyle bana baktı. “ Benim yapmaya çalıştıklarıma hiç mi saygın kalmadı?!”

“ Arya ben ne yaptıysam senin için yaptım! Bizim türümüz için yaptım! Unutmuşsun gibi konuşma. Sırf Alex insan diye herkesi-”

“ Hala her şeyin Alex’le ilgili olduğunu mu düşünüyorsun?” Arya bana az önce yüzüne tükürmüşüm gibi bakınca bacaklarımın titrediğini fark ettim. Üzerimdeki etkisi azalmamış aksine daha da artmıştı. “ Bizim zamanımızda Adam, savaş kaçınılmazdı. Küçükken savaştan, yıkımdan başka hiçbir şey görmemiş iki seçilmiştik. Bizden de savaşmamız dışında ne beklenirdi ki? Ama bu o zaman bile yanlıştı. Anladığımda sana bir türlü anlatamadım. Senin gözünü kan bürümüştü. Yaşadıklarından hiç mi ders çıkarmazsın sen? Beni öldürmek sana yetmedi mi?” Kulaklarımı kapatıp çığlık attım. Alevleri sanki kulaklarımda, burnumda, boğazımda, her yerimde yanıyordu. Her yerimi yakıyordu. Kafamda yankılananı olduğu gibi ona aktardım.

“ Ben seni öldürmedim! O bir kazaydı! Ben seni öldürmedim! Bu Alex’in suçuydu! Ben seni geri getirmeye çalışan kişiyim! Ben seni öldürmedim, ben seni öldürmedim!” Tara’nın dudaklarını kullanarak güldü.

“ Başta bende buna inanmıştım biliyor musun? Alex’i de kendimi de bu kadare mahkum edenin ben olduğumu düşündüm. Çünkü senden ben sorumluydum. Yeteneklerinin seni ne kadar tükettiğini göremeyecek kadar meşguldüm. Yüz yıllarca aldığın her canın sorumluluğunu üzerimde taşıdım. Ama senin aksine Adam, ben artık yaşamıyorken bile gördüklerimden dersler çıkardım.

Yaptıkların, benim ya da bir başkasının suçu olamayacak kadar ağır. Sırf kardeşim olduğun için, bir yerlerde seni hala sevdiğim için bu yükü seninle paylaşamam. Kararları sen aldın, seçimleri sen yaptın; olanların hepsi senin hatandı, ölenlerin hepsi senin kurbanlarındı, suçların hepsi senin günahlarındı. Sakın sorumluluğu Alex’e ya da bir başkasına yüklemeye kalkma. Çünkü kurtarılamayacak durumda olsa Walker’ın baskıladığı bir Adam olduğunu biliyorum. Adam’ın yaptığın her şeyden nefret ettiğini biliyorum. Onunla ilgili unuttuğun her şeyi ben hatırlıyorum ve şu an seninle tanıdığım o güzel çocuğun hatırına konuşuyorum.” Arya alevlerin içindeki elini çekmese de gülümsedi. Yüz ifadesi yumuşamıştı. Diğer elini bana doğru uzattığında bir yanımın onu yakmak istemesine inanamadım. Toparlanıp, ellerimi çekerek farkında olmadığım gözyaşlarımı silen eline dayandım.

Önemli değildi, kızabilirdi. Buna hakkı vardı. Sonuçta burada, sonunda yanımdaydı. Beni azarlaması için bile o kadar uzun zamandır bekliyordum ki ne dese kabulümdü. Ama alevi söndürmesine izin vermeyecektim. Beni öldüremezdi, bunu çok iyi biliyordu. Her zaman hazırlıklıydım. Her saniye damla damla da olsa güç toplamaya devam ediyordum. Beni yaralamalarından daha hızlı iyileşirdim. Alevimi onların alevlerine kalkan yapar kaçabilirdim. Arya da ben de hayatta kalacaktık. Bu kati bir gerçekti. Bunu değiştirmeye çalışmak dışında istediğini yapabilirdi.

“ Beni öldürmek istemediğini biliyorum. Ne olursa olsun her şeyin kaza olduğunu biliyorum. Ben seni bunun için affedeli çok uzun zaman oluyor.” Başımı kaldırıp ona baktım. Gerçekten mi demek istiyordum ama sormama gerek kalmadan o gözleriyle bana cevabı veriyordu. “ Ama seni insanlara yaptıkların için affetmiyorum. Hırsız, kahin diye ayırmıyorum, hepimizin insan olduğumuzu anlamanı istiyorum. Öldürdüğün, kullandığın o insanlar için ve özellikle Tara’ya yaptıkların için; seni affetmiyorum Adam.”

“ Başka ne yapabilirdim? Yok olmamızı mı beklemeliydim? Ben onlara ne olduklarını hatırlatan şeyler yapmasaydım kahinler bir sonraki yüzyılı göremezlerdi! Seçilmişler yozlaşmış, hırsızlarsa insanların pis işlerine koşar olmuştu. Biz bunun için mi o kadar uğraştık Arya?”dedim yavaşça. Elini yüzümden çekmemişti ama ben çeker korkusuyla ona tutunmuştum. Bitmesine, ona ulaşmama bu kadar az kalmışken beni anlamaya başlamasını istiyordum.

“ Haklısın, biz var olmaya devam etmek için çok uğraştık. Güçlü olduğumuz, korkulduğumuz için avlandık. Bu insanların anlayamayacağı bir şey.” Arya beni ona bakmaya zorlayarak bana doğru bir adım attı. “ Ama artık bunu yetenekliler de anlamıyor. Güçleri var, başkalarına korku salabilirler, ya ölürler ya da öldürürler; bunlar dışında kendileri hakkında ne biliyorlar? Sen bunu onlara verebilecekken neyi tercih ettin? İnsanlar bizi canavar olarak görüyor, o halde biz de canavar olup onları alaşağı ederiz. Bu, bizim uğraştığımız şeye ters.”

Konuşurken ne yaparsa yapsın elini ateşten geri çekmiyordu. Belki de sadece beni oyalıyordu. Umurumda değildi. Sadece gözlerini görmek, sesini yeniden duymak bile tüm benliğimi onunla doldurmuştu. Başka şeylere yer yoktu.

“ Hiç intikam istemedin mi? Yaşadıklarımızdan, gördüklerimizden sonra… Lütfen elini geri çek. Ölmeni, gerçekten gitmeni istemiyorum Arya. Hakkın olduğu halde senden alınan hayatı sana geri vermek istiyorum. Bunun nesi yanlış?” Arya sözlerimi tartarcasına yüzüme baktı. Alevlerin içindeki elini çektiğini gördüğümde gözlerime inanamadım. Umut dedikleri duygu içimde gizlendiği yerden başını uzatmıştı. Uzanıp Tara’ya ait olduğunu unuttuğum eli tuttum. Artık Tara yoktu, alevler yoktu. Sadece Arya’yı görüyor, hissediyor ve duyuyordum. Bu anın hayaliyle yaşadığım zamanın dahi önemi yoktu artık.

“ İstedim Adam. En başta intikamdan başka hiçbir şey istemedim. Sonra durup etrafıma baktım. Gerçekten neler olduğunu gördüm. Bununla hiçbir yere ulaşamayacağımı anladım. Benim yaşadıklarım da benim hatalarımın diyetiydi belki de.”

“ Hayır, yalvarırım böyle söyleme. Sen hep doğru olanı yapardın.”

“ Denedim Adam… Ben gerçekten denedim.” Yüzümdeki elini çekince dehşete kapıldım ama Arya yaşlı gözlerle gülümseyerek kollarını iki yana açtı. Tara onun bir zamanlar olduğundan çok daha kısaydı. Yine de en basit bir hareketi, dokunuşu, bakışı bile o kadar Arya’ydı ki farkı hissedemiyordum. Elleriyle saçlarımı karıştırışı beni çocukluğuma götürüyordu. Kalbim göğüs kafesimin içinde eziliyordu. Onca emek, onca çaba ve hatta ne kadar beni affetmeyeceğini söylese de onca hayat; hiçbiri benim için bu andan daha değerli değildi.

“ Beni duyabiliyorsun, değil mi Adam? ”diye fısıldadı kulağıma. Mutluluk ve huzurdan sersemlemiş başımı salladım. “ Seni hep çok sevdim bir tanem. Küçük kardeşim olduğun için teşekkür ederim.” Arya sanki çok uzaklardaki birine seslenmek istercesine derin konuşuyordu. Ses tonu kollarında olmanın verdiği mutluluğa bile gölge düşürüyordu. “ Herkese olduğu gibi, Walker sana yaptıklarının bedelini de ödeyecek.” Beni o kadar sıkı tuttu ki nefesim kesildi. “ Sen Adam’ın bir zamanlar olduğu insanın gölgesi bile olamazsın Walker. Sen bir hayvan bile olamazsın. Yaptıklarına yarışırca bir daha asla yaşamamak üzere yok olacaksın.”

Ve sonra, sonrası olmayan bir hiçlik…

Ne bir acı, ne bir his, ne bir ses, ne bir görüntü ne de bir nefes…

Bir an için var olan, bir an sonra yok olmuştu.

Ve sonra…

Benim artık sonram yoktu.

20 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör