• sky-rie

Kahin (Ay Işığı#2) - 26.Bölüm


-26-

Arda


“ Yani sizce iyiler mi?”dedim tekrar sorunun önemini kavradıklarına emin olarak. Kuzey bana suratıma bir tane patlatmak istiyormuş gibi baktı.

“ Onlar hasta değil geri zekalı, aşık.”

“ E, iyi değiller o zaman!” Derin gülmeye başladı. “ Sence komik mi?”dedim dehşet içinde. “ Yahu, hayatının bir film olduğunu iddia edip karanlık koridorda hayalet çıkar diye arkamıza bile döndürmeyen Tara değil miydi? Nasıl grup içinde kavuşan ilk çift olarak ölüme bu kadar yaklaşmayı göze alabiliyor ki?”

“ Komik değil… Sadece güzel.”dedi Derin. Sırıtarak Koltukta oturan Ayas ve Tara’ya kaçırdıkları detayları anlatan Walker ve Hilal’i izliyordu. “ Kıskanma da onlar için mutlu olmayı dene.” Elinin tersiyle karnıma vurdu.

“ Mutlu mu olayım? Oha, evleniyorlar mı? Ben sadece birbirlerine açıldıklarını sanmıştım!”

“ Derin lütfen kurduğun cümleleri IQ’su sekiz olan bir beyin tarafından işleneceğini hesaba katarak kurar mısın?” Kuzey beni öldürmekten vazgeçip artık direk intihar edecek yollar arıyormuş gibi etrafa bakıyordu. “ İkisi de ruhen ve bedenen iyiler. Hepimizin tahmin ettiği gibi, daha doğrusu muhtemelen senin dışında hepimizin tahmin ettiği gibi birbirlerini seviyorlar. Hepsi bu. Bir anda gökkuşakları etrafımızı sarmayacak ya da sadece bu oldu diye-“ Durdu. Kuzey suçlu bir şekilde gözlerini yere indirirken Derin’in gülümsemesi dudaklarında soldu. İkimiz de cümlenin devamını çok iyi biliyorduk, ya da sadece bu oldu diye Nisan geri gelmeyecek…

“ Özür dilerim öyle demek istemedim. Tabi ki durum ne olursa olsun mutlu olmak onların da hakkı. Bunu yapmanın Ayas için ne kadar zor olabileceğini biliyorum.” Gözlerini kısıp Ayas’la Tara’ya baktı. Bir andan bakışlarındaki görünmeyen X ışınlarıyla onları taradığına dair garip bir hisse kapıldım.

“ İyiler, önemli olan da bu.”dedi Derin elini Kuzey’in omzuna koyup sıkarak. “ Ve o da iyi Kuzey, güven bana.”

“ Nereden bilebilirsin ki?” Kuzey küçük ve kırılgan bir çocuk gibiydi.

“ Bilmiyorum, inanıyorum.” Derin Kuzey’in omzunu son bir kez sıkıp ona gülümsedikten sonra yaslandığı kapı eşiğinden ayrılıp diğerlerinin yanına gitti. Kuzey bir oflama eşliğinde sırtını duvara verdi.

“ Bu hiç adil değil.”dedi. Belki de ilk defa, kendimi bile şaşırtarak, adil olmayanın ne olduğunu sormadım. Bakışlarını takip edince ikili koltuğa kıvrılıp uyuyakalmış gibi huzurlu duran Nisan’a baktığını görebiliyordum. Nisan’a ve sanki ona yaşayabileceği herhangi bir hayatta başına gelebilecek en mükemmel şeymiş gibi bakan Derin’e…

Geri zekalı ya da aptal olmak kolaydı, zor olan kör olmaktı. Diğer ikisini son derece başarılı bir şekilde olabilirken kör olamıyordum. Herkesin sandığının aksine çok uzun zamandır izliyordum. Okulda teneffüslere çıkmayı reddedip sırasını karalayan o küçük kızı da izliyordum, gizlice ona bakan en yakın dostumu da; çok zeki olduğu için kendini beğenmişlikle tüm sırlarını saklayabileceğini sanan her nasıl olduysa aşık olduğum o kızı da izliyordum, sıra karalayan küçüğün etrafında pervane olan sarı ve lacivert ışıkları da… Nisan’ı da Kuzey’i de Hilal’i de Ayas’ı da Derin’i de izliyordum. Her şeyi izliyor ve susuyordum, sonra sustuğum için kendimi suçluyordum. Sanki konuşsam Nisan’ın sırlarını ortaya çok önceden dökmesini sağlayacaktım, Kuzey’in Nisan’a kapılmadan önce sadece tahmin ettiğim varlığından bile haberdar olmadığım o rakibi konusunda onu uyaracaktım, Hilal’in Nisan’ın yükünü tek başına omuzlamaya çalışmaktan kurtaracaktım... Sanki bunları yapabilecektim de, neden suçluyordum ki kendimi?

Ben sadece izliyordum. Her şey tamamen ortaya çıkana kadar da sadece izlemiştim. Ama sonra işler değişti. Bunlar masum şeyler olmalıydı kimseye zarar vermeyen şeyler, özellikle de en yakınlarıma. Özellikle de şu an onun için geldiğim New York’taki evimde neredeyse ölü gibi yatan kız kardeşime… Bana kimi zaman öz kız kardeşimden daha yakın olan kıza… Nisan’ıma…

Çünkü ben onu her zaman izliyordum. Düştüğünde de, güldüğünde de, ağladığında da, korktuğunda da her zaman… Hep biraz geri durduğu için hayatına karışma yetkisini kendimde bulamıyordum ama izliyordum. Ortaya çıktığında kendi kendime yersizce kıskandığım öz abisinden daha çok izliyordum belki de. Ve bu yüzden Derin’le Kuzey’i anlayamasam da Ayas’ı çok iyi anlıyordum. Başka türlü onların zorunluluktan vazgeçtikleri normal hayatlarını ben kendi isteğimle nasıl itebilirdim ki? Şeytan tüyü vardı bu kızda… Nasıl yapıyordu bilmiyorum ama kendini herkese delicesine sevdiriyordu.

Ama bunları zaten herkes biliyordu. Artık kimsenin birbirine sarılıp her şey iyi olacak demeye ihtiyacı yoktu. Hiçbir şeyi anlamamak ya da anlamazlıktan gelmek bana daha çok uyuyordu.

“ Hah, bir de bana sor.”diye homurdandım.

“ Senin tek rakibin Türk Hava Yolları be!”dedi Kuzey sinirli bir şekilde gülerek. Yine de sonuç olarak eşek herif gülüyordu işte.

“ Ve Türk Hava Yollarının kocaman bir filosu var biliyorsun değil mi?” Gözlerimi pörtleterek durumun ciddiyetini kavramasını istediğimi belirttim.

“ Onunla hiç konuştun mu?”dedi. Gerçekten tüm dikkatini bana vermiş gibiydi.

“ Tabi ki konuştum ve hatta-“

“ Hayır, hayır. Onu öptükten sonra konuştun mu?” Lafımı bölerek eliyle o kısmı atlamamı işaret etti.

“ Yok, ondan sonra-“ Durdum. “ Sen onu öptüğümü nereden biliyorsun ki?” Kendimi okulda biyoloji dersinde kestiğimiz öküzün ciğerlerine bakarken ki kadar dehşete düşmüş hissediyordum. – Evet bir zamanlar hayatımdaki en dehşete düşülesi olay buydu.- Kuzey yüzüne nadir yerleşse de cuk oturan o şeytani gülümsemesiyle bana baktı.

“ Oğlum, ben kahinim.”

“ Sadece, teorik olarak canım.”dedim, teorik kelimesini elimle havada tırnak işareti yaparak özellikle belirttim.

“ Tabi bunda Hilal’in herkesin daldığı zamanlarda sürekli parmaklarını dudaklarında gezdirmesiyle de bir ilgisi olabilir ama daha çok kâhinliğime veriyorum bu keşfi.”

“ Bunu cidden yaptı mı?” Muhtemelen Joker gibi sırıtıyordum.

“ Altı defa ki bence trajikomik bir durum özellikle Hilal gibi bir kontrol manyağı için.”

“ F16’ları üzerime salması an meselesi değil mi?”dedim tırnaklarımı yiyerek.

“ Birincisi bildiğim kadarıyla F16’lar THY’nin filosuna dâhil değil ve kızı şak diye öpüp ondan sonra bu olay hiç olmamış gibi davranırsan ne yapmasını bekliyorsun ki?”

“ Ya evet tabi, tüm vaktimi bahçemdeki yabani otlara kışlık kazak örerek geçirdim çünkü değil mi? Biraz meşguldüm! Ölü bir kadının hatıralarında arkadaşımı arıyordum affedersin!”

Şu an hayatında sevdiği tek kıza karşı yüzde doksan ihtimalle şansı olmayan birinden tavsiye mi alıyordum ben? Sanırım zafere sahip tek insan olan Ayas’ı tercih etmeliydim ama artık çok geçti.

“ Konuş onunla, sadece korkuyor.” Kuzey yumuşamış ama destek olmak ister gibi gülümsüyordu.

“ Korkuyor mu?” Beklediğim sebep bu değildi.

“ Hepimiz bir şeyler kaybettik Arda, daha fazlasını kaybetmeyeceğimizi garanti edebilirsin? Şimdilik hepimiz hayati önemi olmayan yaralarla ayakta olabiliriz ama bana yarın benim ya da Hilal’in ölmeyeceğini garanti edebilir misin?” Birkaç kere ağzımı açıp kapattım. Aynı anda hem haklı hem haksız olduğunu düşündüğünüz birine bunu açıklaması öyle olduğunu düşünmekten de zordu.

“ İyi de bu her zaman böyle! Okula giderken kafama uydu da düşebilirdi ya da küvette boğulabilirdim.” Kaşlarımı kaldırıp soru soran gözlerle ona baktım. Başını sallayıp sırtıma vurdu.

“ İşte senden beklediğim cevap. Bunu gidip ona da söylemeyi dene. Seni ya öldürür ya da evlenir. Almaya değer bir risk.” Göz kırpıp beni kapının eşiğinde yalnız bırakarak salona geçti.

“ İyi de Hilal için bunlardan birini yapması ötekini de yapmayacağı anlamına gelmez ki…”diye homurdanarak onu takip ettim.

“ Yani sence geri çekilmelerinin başka bir nedeni vardı.”dedi Derin ben de kendimi koltuklardan birine bırakırken. Ayas onaylarcasına başını salladı. Tara’nın suratındaysa az önce koca bir bardak limon suyunu kafaya dikmiş gibi bir ifade vardı.

“ Aniden biri onlara emir vermiş gibi geri çekildiler yenildikleri ya da ciddi bir zarar aldıkları için değil. Yaman’ın eline Tara’yı da beni de indirecek şans geçmişti ama bir nedenden ötürü kullanamadı.”

“ Bu işin başında Yaman’ın da üstünde birinin olma olasılığı var mı? Bununla ilgili herhangi bir istihbaratınız var mı?”diye sordu Walker. Derin tam karşı çıkmak için hazırlanıyordu ki Tara araya girdi.

“ Evet, var.”dedi gözlerini yere sabitleyerek. Sanki bir şeyleri hatırlamak için kendini zorluyordu. “ Ben… Nasıl olduğunu bilmiyorum ama oradayken Yaman’ın zihninde geçen konuşmaları duydum.” Bakışlarını kaldırıp teker teker hepimizin yüzüne baktı. “ Yani ay ışığı olarak iyileştiğimden beri seçilmiş olmanın verdiği bir özellikle sizin zihinlerinize konuşup cevaplarınızı duyabiliyordum ama hiç benden tamamen bağımsız başka kişilerin arasında geçen konuşmaları duymamıştım.”Bu onun da en az bizim kadar kafasını karıştırmış gibi görünüyordu.

Harika, şimdi de birimizin beyni polis telsizi çekiyordu.

“ Ve anladığım şey, konuşmada üç kişi vardı; biri Yaman’dı, öteki onun için çalışan biriydi ama üçüncü kişi bariz bir şekilde ikisinden de yukarıdaydı… Yaman’ın da emir aldığı birileri var.” Yani bay asrın ebeveyni ödüllü gönüllerin fatihi, iyilik timsali Yaman en azından bir sıfat daha hak eden biri için çalışıyordu… Diğerlerini bilmiyordum ama benim bunu sindirmem biraz zaman alacaktı. En azından Walker da benim kadar şaşkın duruyordu.

“ Bundan emin misin? Yani onların konuşmalarını dinlediğinden? Başını çok sert çarpmışsın ve bütün bunları onlar senin böyle düşünmeni istedikleri için zihnine koymadıklarına emin misin?” dedi Derin Tara'ya bunun ne kadar önemli olduğunu anlamasını ister gibi ciddiyetle baktı. Tara cevap verirken tereddüt dahi etmedi.

“ Evet eminim. Duyduğum zaman daha başımı çarpmamıştım ve onlara doğru gittiğimi bile bilmiyorlardı.”dedi. Yine de yüzü hala ekşi bir şey yemiş gibi buruşuktu.

“ Tara, bir sorun mu var?”diye araya girdi Kuzey. Yüzündeki ekşimik ifadeyi hayal etmediğimi görmek hoştu.

“ Yok, sorun yok, iyiyiyim ama olanları her ayrıntısına kadar hatırlayamıyorum ve bu çok rahatsız edici. Hatırlamadığım şeylerin içinde bize yardımı dokunacak bir bilgi de olabilir.” Kaşlarını çatmış dudaklarını ısırıyordu. Ayas’ın onun boynuna ve başına kaçamak bir bakış atıp sonra bunu yapmak canını yakıyormuş gibi gözlerini yummasını izledim.

“ Kendini zorlama Tara, gerçekten bir şey kaçırdığını düşünmüyorum.”dedi Walker. Sonra toparlamak istediğini belirten bir hareket yaparak ekledi. “ Evet, işte okuduklarımız ve Kuzey’in didiklediği bilgiler sonucunda söylediğim gibi Aşina’nın varisi olabileceğini düşündüğümüz ailelerin sayısını ikiye indirdik. Bana kalırsa göz ardı ettiğimiz çok fazla şey var ki bunların hepsi bizim için birer risk.”

“ Her neyse elimizdeki en iyi iki seçenek bunlar ve iyi değerlendirmek zorundayız.” Hilal Walker’ın lafını kesti. Acaba sırtı yüzünden hala canı acıyor muydu? Yüzüne bakarak hiçbir şey anlayamıyordum ki bu ilk defa oluyordu. Hilal’in duyguları ifadesine kolayca yansırdı.

“ İki seçenek var; biri Ulan Batur, Moğolistan ya da-“

“ Almatı.”dedi Tara birden. Yüzündeki ekşimik ifade gitmiş onun yerine gözleri kocaman açılmış dudakları şaşkınlıkla ve heyecanla bükülmüştü.

“ E… Evet Almatı, Kazakistan. Sen bunu nereden bilebilirsin ki?”dedi Hilal kaşlarını çatarak.

“ İşte buydu, hatırlayamadığım şey!” Tara coşkuyla ayağa fırladı ama sevinci geldiği kadar hızlı bir şekilde yok oldu. “ Ah, hayır hayır HAYIR! Yerini biliyorlar! Yaman çoktan dalgakırana doğru yola çıktı bile!” Derin yumruğunu koltuğa geçirdi.

“ Ne demek yerini biliyorlar?! Aşina’dan nasıl haberleri oldu?!”

“ Ben… Bilmiyorum. Bunu konuşuyorlardı ve biri Yaman’a yeri söyledi. Onlar da bu yüzden geri çekildiler, oraya gidiyor olmalılar!” Tara baygın olduğu süreyi kestirmeye çalışıyordu. Ayağa fırladım ve kitaplığımdaki küçük demir kutunun içinde duran çakıyı kaptım.

“ Lütfen bana kaçakların ya da Yaman’ın elinde bu çakılardan olmadığını söylesin.”dedim diğerleri de ilk şoku atlatıp yerlerinden telaşla kalkarken. Hilal deli gibi etrafta koşuşup ihtiyacımızın olabileceği şeyleri bir sırt çantasına tıkmaya başlamıştı bile. Kuzey bilgisayarın ekranını o kadar hızla kapattı ki mucize eseri kırılmamış olsa bile eskisi kadar düzgün çalışacağından şüpheliydim. Bilgisayarı sırtına çoktan aldığı çantaya tıkıp sırtında sabit durması için kayışları iyice sıktı. Walker’ın ortadaki sehpanın üzerinden alıp ona fırlattığı bıçak kemerini havada yakalayıp beline taktı. Ayas çoktan telefona yapışmış Tara’nın ona söylediklerine göre New York merkezindekilerin kapının koordinatlarını ayarlamasını sağlıyordu.

“ Bilmiyorum ama bana sorarsan bizimkinden daha farklı bir tür çakıları bile olabilir. Şimdiye kadar yaptıkları hareketleri düşünsene, biz neredeysek onlar da oradaydı bizim kadar hızlı seyahat edebiliyor olmak zorundalar.”dedi Walker Hilal’e çantasını hazırlaması için yardım ederken. Olabildiğince hızlı duvara bizi New York merkeze çıkartacak kapıyı çizerken Walker’ın haklı olduğunu bilmek canımı sıkıyordu. Ayrıca söylemese de hepimiz cümlelerindeki ikinci anlamı da biliyorduk; gideceğimiz her yeri nasıl öğreniyorlardı? Açıkçası bu konuda bu fikri ortaya atan White Walker’ı suçlamak için normal şartlar altında bir dakika dahi beklemezdim. Hepimiz Tara’nın ona olan soğukluğunun farkındaydık ama Ayas’la yaptıkları konuşmadan sonra onun da Tara’nın da Walker’a bakışları daha bir yumuşamıştı sanki. Bu benim için yeterliydi; Tara Ayas’a onunla ilgili her ne biliyorsa anlatmış ve görünen o ki Walker meclisten güvenoyunu almıştı. Ayrıca hepimize karşı iyiydi ve gerçekten yardımcı olabilmek için çabalıyordu. Kimin bazı pişmanlıkları olmazdı ki?

Kapıyı ittirip açtığım sırada Derin “Durun!”diye bağırdı.

“ Sorun ne?”dedi Hilal telaşla çantasını sırtına takarken.

“ Nisan’a ne olacak? Onu ne burada bırakabiliriz ne de yanımızda götürebiliriz!” Derin gözlerinde şimdiye kadar gördüğüm en telaşlı ifadeyle bana baktı. Hemen harekete geçmek istiyordu ama Nisan’ı arkasında bırakarak yapamazdı. Bunu daha önce konuşmuştuk Nisan’ın geride kalması demek Yaman’ın bu fırsatı değerlendirmesi demekti ki bu olmuştu. Grubu ikiye bölemezdik, iki tarafta yeterince güçlü olmayabilirdi.

Elimden hiçbir şey gelmemesine içimden belki de milyonuncu defa küfrettim. İşe yarar olmak için ne kadar uğraşırsam uğraşayım yeterli olmuyordu. Derin’in bana miras kalan bakışlarını Ayas’a yönelttim. Artık bir organizasyon başkanıydı elinden bir şeyler gelmeliydi! Ayas beni anlamış gibi başını iki yana salladı.

“ Hayır, kimseye güvenip Nisan’ı bırakamam. Başkan olmam bir şeyi değiştirmez. Hiçbiriniz bu organizasyonu benim kadar iyi tanımıyorsunuz. Artık sadece başkan olduğum için bile beni ya da birilerine vereceğim emaneti incitmek isteyenler olacak. Hayır, onu geride bırakmak bir seçenek bile değil.”dedi neredeyse tek nefeste.

“ O halde seçenek ne acele etmemiz lazım, dalgakırana önce onlar ulaşırsa Nisan’ı asla bulamayabiliriz!” Elimde olmadan bağırdım. Biz burada durmuş çene çalarken Nisan her saniye uzaklaşıyordu. Derin Nisan’ın kolunun altına girerek onu ayağa kaldırdı. Ayas’a belki de sadece bir saniye baktı ama bana yıllarca sürmüş gibi gelmişti. O tek bir bakışının içinde o kadar fazla duygu vardı ki.

“ Yap şunu.”dedi Derin Ayas’a emreder gibi.

“ Derin…” Ayas karşı çıkacak gibi olduysa da saniyenin yüzde biri gibi bir sürede bundan vazgeçti. Ben göz açıp kapayana kadar Nisan gözlerini açmış kolunu Derin’den kurtarmıştı.

Dilimin tutulduğunu ve bacaklarımın titrediğini hissettim. Ağzımda korkunç bir tat vardı öyle ki bir an için görüşüm bile bulanıklaştı. Ruhları göremiyor olabilirdim ama o kadar da aptal değildim. Ayas’ın kendi yeteneğiyle bir parçasını Nisan’ın bedenine yerleştirip bu şekilde onu kontrol ettiğini anlayabilecek kadar uzun zamandır bu işin içinde onlarla birlikteydim.

“ Hadi gidelim.”dedi Ayas. Nisan’dan tarafa bakamıyordu bile. Evet, onu yanımızda taşıyamazdık… Evet, bu şekilde kendini koruyabilir ve bizimle gelebilirdi… Evet, belki de yapılması gereken en mantıklı şey buydu…

Ama hayır…

Hayır bunu yapamazsınız demek istiyordum ama yapmak zorundaydı. Herkes bir şekilde hareket kabiliyetini yeniden kazanıp kapıdan geçerken ben bacaklarıma emir gönderemeden öylece dikiliyordum.

O an Nisan’ın yıllardır açması için dua ettiğim gözlerine bakmak yutkunmama neden oldu. Yürüyerek yanımdan geçti ve kapının önünde başıyla gelmemi işaret etti.

Bu Nisan değil… Bu Ayas… Bu Nisan değil, onun bakışları değil unutma…

Kendi kendimi onu zombileştirmediklerini yapmaları gerekeni yaptıklarına inandırarak kapıya doğru sürükledim ve Nisan’ın ardından geçide girdim. Diğer tarafa ulaşmış Ayas’ın sesini duyunca da yürümeye devam etmek için kendimi hayatımda hiç olmadığı kadar zorlamam gerekti.

“ Sen, bize hemen şu arkadan gelen elbiseli kız için takım getir! Verilen koordinatlara uygun kapının hemen açılmasını istiyorum! Hava şartlarını kontrol edin ve ona göre özel ekipmanları da getirin! Hayatınız buna bağlı gibi davranın çünkü sizi temin ederim buna bağlı!”

Şu dünya üzerinde gerçekten yaşadıklarını yaşamak isteyeceğim son insan Ayas’tı…

60 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör