• sky-rie

Kahin (Ay Işığı#2) - 19.Bölüm


-19-

Jay


“ Anlıyorum… Başka bir şey bulursanız mutlaka haberim olsun.”dedim. Kadın beni başıyla onaylayarak elindeki raporlarla birlikte uzaklaşmaya başladı. Arkasından koridoru kontrol ederken iç çektim. Çevremde kimsenin olmadığına emin olunca hemen arkamdaki kapının kolunu çevirdim ve yavaşça mutfağa girdim.

Elime plastik eldivenlerimi geçirirken buzdolabını komik denebilecek bir ifadeyle süzdüm.

Ethan’ın kasası, buzdolabındaydı… Gerçekten kimin aklına buzdolabına bakmak gelebilirdi ki ilk anda?

Dolabın kapağını açarak en alttaki iki rafı elimden geldiğince sessiz bir şekilde yerlerinden çıkarttım. Sağ tarafta duran küçük ızgaralı bölmeyi açarak soğuk ayarı düğmesiymiş gibi duran küçük silindire baktım.

Gerçekten bu kadar kolay olabilir miydi?

Düğmeyi yavaşça çevirerek sırasıyla kâğıtta yazan rakamları girdim.

Altı… Yedi… İki… Bir… Dört… Sekiz…

Tak!

Çıkan hafif sesten bile tedirgin olarak mutfakta yalnız olduğumu kontrol etmek için çevreme bakındım. Dolabın alt yüzeyi önce biraz aşağı inip sonra sağa kayarak tamamen yok oldu. Altından çıkan beyaz kasa yavaşça yükselerek az önce çıkarttığım iki rafın tüm alanını kapladı.

Gerçekten hiç vakti olmamıştı… Şifreyi öylece yazıp verdiğine göre, düşünmeye dahi vakti olmamıştı.

Kasanın kapağını açtım ve içindeki üst üste dizilmiş kâğıtların bir kısmını elime aldım. İlk birkaç kâğıt organizasyonla ilgili basit raporlardı. Hepsine hızlı hızlı göz gezdirmeye çalışırken kasanın içindeki bir dosya dikkatimi çekti. Üstüne kalın siyah kalemle aceleyle bir şeyler karalanmıştı ve diğer kâğıtla dosyaların arasında düzeni bozan bir tek o vardı. Sanki son anda araya sıkıştırılmış gibiydi.

Kâğıtları bir kenara bırakarak dosyayı elime aldım. Üzerine kötü ama tanıdık bir el yazısıyla sadece üç harf yazılmıştı.

Jay

Cebimde titremeye başlayan telefonum yüzünden neredeyse elimdeki dosyayı düşürüyordum. Kâğıtları hızla kasanın içine geri koyup dolabı eski haline getirirken dosyayı pantolonuma sıkıştırıp ceketimle iyice üzerini kapattım. Son olarak eldivenlerimi de cebime tıkıştırarak kendimi mutfaktan dışarıya atarken telefonu nihayet açtım.

“ Bir sorun mu var Oğuz?”dedim soğuk bir sesle.

“ Sorun denemez. Ama Japonya’ya gelmelisin, hem de hemen.” Koridorda öylece kalakaldım.

“ Japonya mı? Neden?”

“ Kurul toplantısı var. Konunun ne olduğunu tahmin edebiliyor musun?”dedi alaycı bir tavırla.

“ Başkan seçimi…”diye mırıldandım. Hiç vakit kaybetmiyorlardı…

“ Pekâlâ, hemen geliyorum.” Telefonu kapatmaya hazırlanıyordum ki Oğuz’un sesi beni durdurdu.

“ Ve bir şey daha var Jay…”

“ Nedir?”

“ Şu kız, Tara’yı da yanında getir.”dedi. Yüzümdeki kanın çekildiğini hissettim. Tara’yı ne için istediğini adım gibi biliyordum… Ama bunu yapamazdım, hele Tara bu durumdayken asla yapamazdım.

“ O iş biraz bekleyebilir.”

“ Hayır, Jay, bekleyemez. Tara’yı da yanında getir. Seçimden sonra Ethan’ın zihnine girmenizi istiyorum… Şimdi hemen buraya gelin.” Cevap vermeme fırsat bırakmadan telefonu yüzüme kapattı.

***

“ Hiçbir harfi atlamadan iyice okuduğundan emin ol.”dedim. Derin’in homurdanan sesini bir onay olarak kabul edip telefonu kapattım.

“ Biraz yavaş ol Ayas.”dedi Tara soluk soluğa bana yetişmeye çalışırken. Adımı duyunca tüyler ürpertici bir an boyunca bunu benden başka birinin duymuş olabileceği düşüncesiyle etrafıma bakındım.

“ Sen ne yapıyorsun Tara? Her yerde sarışın sarışın diye dolaşırken iyiydi de şimdi bakanlarla dolu Japonya Merkezinin ortasındayken mi adımı söyleyesin geldi? Gerçekten mi?” dedim sıktığım dişlerimin arasından. Başka kimse duymadığı için bu sefer sadece şanslıydım. Bu kadar basit bir şey bile sahip olduklarımı kaybetmeme neden olabilirdi.

Tara’nın yüzünde ilk defa kendi aptallığını kabul ettiğini gösteren dehşet dolu bir ifade görünce bunun basit bir boş bulunma olmadığını anladım.

Tara asla hatalarını kabul etmezdi.

“ Özür dilerim… Jay… Daha dikkatli olmaya çalışacağım.” Tamam, bu kadarı yeterdi. İtiraz etmesine izin vermeden onu kolundan yakaladığım gibi solumuzdaki şu an kullanılmayan boş laboratuar koridoruna çektim. “ Jay ne yapıyorsun sen? Geç kalacağız!” Kolunu elimden kurtararak bana baktı. Karşısına aşamayacağı bir duvar gibi dikilerek kaşlarımı çattım.

“ Neyin var?”

“ Ne demek neyin var?”

“ Ne demek olduğunu bal gibi biliyorsun.”

“ Jay… Geç kalacağız, yürü.” Yanımdan geçmeye çalışınca hiç istifimi bozmadan kolumu duvara yaslayarak geçmesini kolayca engelledim.

“ Hala iyi hissetmiyorsun değil mi?”dedim. Neden bahsettiğime dair hiçbir fikri yokmuş gibi kaşlarını havaya kaldırdı. “ Tara bu sadece kendi kendine zarar vermenle ilgili değil. Toplantıdayken bir anda kanayan burun fıskiyesine dönüşürsen zamanında gitmemizin hiçbir anlamı olmayacak.” Beni iyice anlaması için bir süre duraklayarak ekledim. “ En başından inat etmeyip gelmemeliydin. Hadi geri dön, ben bir şeyler uydururum.”

“ Hayır.” Beni terslemek için cümlemin bitmesini bile beklememişti.

Dosyayı Derin’e bırakmak için geri dönüp de her şeyi anlattığımda Oğuz’un istediği gibi benimle gelmek için resmen kıyameti koparmıştı. O kadar ki sadece susması karşılığında gelmesini kabul etmiştim.

Yine de gelmesini kabul etmiş olmam demek bir kez daha benimle o makineye bağlanmasını da kabul etmiş olduğumu göstermiyordu. Son derece sağlıklıyken bile geçen sefer olanları Tara unutmuş olsa da ben unutmamıştım. Bir daha o hale gelmesine asla izin veremezdim. Oğuz seçimlerden sonra demişti ve eğer seçimler ironik bir şekilde ikimizin de isteği doğrultusunda sonuçlanırsa onun söylediklerini umursamadan Tara’yı geri gönderme yetkisine sahip olacaktım.

“ Tara, sorun ne?”diye ısrar ettim.

“ Bir sorun yok.”

“ Bir sorun var. Az önce ikimizden biri hayati bir tehlike atlatmadığı halde bana adımla seslendin… Hem de Japonya Merkezinin orta yerinde, sakın adamlar zaten anlamaz falan deme bana. Sen bile normal şartlar altında bu kadar aptalca bir şey yapamazsın.” Gülmesini, gözlerini devirmesini ya da ne bileyim işte, beni laflarıyla dövmesini bekledim ama o hiç birini yapmadı. Suçlu bir çocuk gibi ayaklarına bakmakla yetindi.

Ağzımın balıklarınkiler gibi açılıp kapandığını hissetsem de kelimelerime ulaşamıyordum. Duruşunun bana hatırlattığı his o kadar baskındı ki farkında olmadan söylemek istediğim onca şeyi bir kenara atarak uzun yıllar önce söylediğim o sözleri raflardan bulup çıkarttım.

“ Korkuyor musun?”dedim boğuk bir sesle. Ayaklarına bakıp kazağının ucunu çekiştiren beş yaşındaki Nisan ve karşımda duran Tara aynı anda cevap verdi.

“ Hayır.”

“ Bana doğruyu söyle.” Kendimi önceden ezberlediğim bir senaryoyu canlandırıyor gibi hissediyordum. Nefesimi tutarak vereceği cevabı beklerken zihnim uyuşmaya başlamıştı.

“ Korkup korkmadığımı bilmiyorum.”

Gecenin bir yarısı koridordan gelen çıplak ayakların fayansta çıkarttığı garip seslerle uyanmıştım. Uykum her zaman hafif olmuştu ve tüm ev halkı bunu çok iyi biliyordu. Özellikle de Nisan… Bu yüzden uyanmamı istediğinde, hemen uyanmamı istediğinde yanıma böyle ayaklarını sürte sürte gelirdi.

Yatağımda doğrulup uykulu gözlerimi ovalamıştım. Kapıda onun küçük silueti belirince gülümsemiştim. Uyanık olduğumu görünce kazağını çekiştirerek yatağımın yanına koşmuş yanıma gelinceyse bakışlarını suçlu gibi ayaklarına dikmişti. Sanki beni uyandırmaya ihtiyacı vardı ama bunu yapmış olmaktan dolayı da suçluluk duymuştu.

Neler olduğunu anlamam için olduğumdan daha büyük ya da zeki olmama gerek yoktu. Nisan’ın sürekli kabus gördüğünü en iyi ben bilirdim… O zamanlar onu yeniden uyumaya ikna edebilen tek kişi bendim.

“ Korkuyor musun?”

“ Hayır.”

“ Bana doğruyu söyle.”

“ Korkup korkmadığımı bilmiyorum.”

Bu kadarı benim için yeterliydi. Yatakta kenara kayıp içine girebilmesi için yorganı kaldırmıştım. Korkunun onun için ne demek olduğunu bile bilmiyordu ki henüz korkup korkmadığını söyleyebilsin…

Teklifimi ikiletmeden hemen yatağa zıplamış kedi gibi bana sokularak kısa sürede uykuya dalmıştı.

Ama ben o gece hiç uyuyamamıştım. Yapacağım şeyin yükü küçük omuzlarıma ağır gelmişti. Kardeşimin saçlarını belki de son kez okşuyor olma fikri bana en çok o an kaldırılamaz gibi gelmişti.

Ertesi gün o saatlerde Nisan beni tamamen unutmuştu.

“ Jay?” Tara’nın sesiyle kendime geldim. Aklıma iki yıl önce Yaman’ın evindeki patlamadan sonra Nisan’la yaptığımız konuşma gelince gülümsedim.

Tara’nın bana kaybettiğim kız kardeşimi ne denli hatırlattığından bahsetmiştim ona… O zamanlar bu denli olmasa da benziyordu. Anlık şeylerdi bunlar. Bir an geliyor karşımda Nisan var gibi hissediyordum. Bir an sonraysa onunla alakasız biri oluyor, kendisi oluyordu.

“ Korkmana gerek yok. Seni bir daha o makinenin bir kilometre yakınına bile götürmeye niyetim yok. Bir fikrim var.”dedim duvardaki elimi bir iç çekiş eşliğinde çektim.

“ Korktuğum şey o değil sarışın… Daha doğrusu endişelendiğim. O anıya girmemiz gerekirse gireceğiz, kralı gelse beni durduramaz.”Sarışın demesi ve son derece Taraca konuşması içimi rahatlatmalıydı ama nedense az öncekinden daha da endişeliydim.

“ Sorun ne o zaman?”dedim bıkkın bir sesle.

“ Ne yapmak üzere olduğunun farkında mısın? Organizasyon başkanlığı sarışın, organizasyon b-a-ş-k-a-n-l-ı-ğ-ı… Bu işin şakası yok.”

“ Bakanken ciddiye almıyor muydun beni?”

“ Ciddi ol, bunun dönüşü yok. En üst basamaktan bahsediyoruz. Tüm gözler, varlığından bile haberdar olmadığın gözler seni izliyor olacak hem de daima. Bu işi bırakıp gidemezsin, o seni bırakmadığı sürece. Ki bu da…”

“ Ölmem demek… Evet, biliyorum.”dedim kayıtsızca. Doğal ya da Ethan’a olduğu gibi zoraki yollarla fark etmezdi. Organizasyon başkanlığını bırakmanın tek yolu ölmekti. “ Tara, ben neredeyse hayatım boyunca zaten bu dereceye ulaşabilmek için çalıştım. Başıma gelebilecek her şeyi güven bana senden daha iyi biliyorum. Ama bu bazı şeyler için almaya hazır olduğum bir risk… Hem daha seçilecek miyim bilmiyoruz.” Gözlerini devirerek homurdandı.

“ Ethan’ın da Oğuz’un da adayı sensin. “ Gözlerini kısarak ekledi. “ Sumire’nin de seni sebepsiz görebilme şansını kaçıracağını hiç sanmıyorum.”

“ Uzak doğulu kadınların sarışınları sevdiğini duymuştum.”dedim pis pis sırıtarak.

“ Hah! Şehir efsanesi onlar hayatım, inanma.”dedi sinir bozucu bir kahkaha eşliğinde.

“ Sen nereden bileceksin ki?”dedim ve buna anında pişman olduğum. Gözlerini işaret etti.

“ Ben yarı Koreliyim sarı beyinli.”

“ Lütfen, Koreli kadınların kafamda hep zarif bir insan profili olarak kalmasını istiyorum, sarı beyinli gibi bir sıfat üretebilen mahalle karısı tiplemesi pek yakışmıyor onlara.” Tara’nın sinir katsayısının önlenemez bir şekilde arttığını hissetsem de sinirli olmasını az önceki endişeli haline tercih ediyorum. “ Hem Sumire güzel kadın.”dedim ve arkamı dönerek ilerlemeye başladım.

“ Bana o saçlarını siyaha boyatma sarışın. Güven bana bir gece sen uyurken bunu çok rahat yapabilirim.”

“ Uykum hafiftir hiç merak etme sen… Hem sana ne oluyor?”

“ Az önce senin için endişelendiğime inanamıyorum.”diye homurdanarak beni takip etmeye başladı.

“ Aslında bakarsan ben de inanamıyorum. Ama hasta olmana vereceğim bu seferlik.” Tara bana yetişirken kendi kendime şu hayatta başıma ne gelse bir kadın yüzünden oluyor, diye mırıldandım.

“ Merak etme, yakında tek derdin gerçekten bir kadın olacak sarışın. Bundan bizzat emin olacağım. ”dedi. Ben daha kendi kendime mırıldandığım şeyi onun bu kadar rahatlıkla nasıl duyduğunu anlayamadan benim için kapıyı açarak ekledi.

“ Hadi gidip seni şu başkanlardan biri yapalım.”

72 görüntüleme1 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör