• sky-rie

KAHİN - (Ay Işığı #2) 1.Bölüm

Güncelleme tarihi: 8 Tem 2020




-1-

Derin



2 yıl sonra, Japonya

    

Şıp, şıp, şıp, şıp…

Delinmiş gökyüzünden yağan yağmur altında kimsenin, hatta kendimin bile duyamayacağı bir sesle iç çektim. Hava soğuk, karanlık ve ıslaktı. Yağmur gözlerimin önüne bir perde gibi iniyordu. Perdenin ardındaysa insanı yutacak cinsten koyu bir sis vardı.

Sırtımı yaslandığım duvarda dikleştirerek gözlerimi kapattım. Rüzgârın yön değiştirerek yüzüme savurduğu bir iki damlayı elimin tersiyle sildim. Orada olduklarını adım gibi bildiğim insanları düşündüm. İnsan olduklarını düşündüm ama buna rağmen onları nasıl da umursamadığımı düşündüm.

Şıp, şıp, şıp, şıp…

Zaten daha kötüsü olamaz dediğim her seferde, yağmur biraz daha hızlanıyordu. Sokaklar artık boğuluyordu. Öyle ki sanki göklerin artık bulutlara ihtiyacı yoktu. Şimşek çakmadan, gök gürlemeden bile ağlayabiliyordu. Sessiz ancak daimi… Bense bütün bunların ortasında bir damla bile yara almadan dikiliyordum. Yağmur içimden geçip gidiyordu. Artık huzur vermiyor, mutlu etmiyordu. Son zamanlardaki gibi yakmıyordu da. Beni fark etmiyordu, görmüyordu, hissetmiyordu. Ben yine de altında dikilmeye devam ediyordum.

Yaşadığımı hissettiren tek şey buydu.

“ Şov zamanı.”dedi kulaklığımın ucundaki ses. Kapüşonumu başıma geçirip sırtımı soğuk duvardan ayırırken gülümsemeden edemedim.

Çevik bir hareketle çatıdan verandaya atlayarak gölgelerin içine sindim. Ellerimin sürtündüğü pürüzlü duvarın rehberliğinde ilerledim İçimdeki kıpırtı heyecandan çok sabırsızlıktandı. Gidebileceğim en kısa yolu seçmiş olmamıza rağmen hala geçmem gereken on beş kadar engel vardı. Sonrası…

Sonrası benden çok şansa bağlıydı.

Hedef 1 ve hedef 2 köşeyi dönüyor. Son üç, iki…” Bir demesine gerek kalmadan insan azmanı iki adam köşeyi döndüler. Duvara yaslandım. Islak giysilerimin duvarla buluşmasından belli belirsiz bir şıpırtı çıktı.

“ Duydun mu?”dedi sağdaki adam. Yanındaki ızbanduttan daha zeki ve dikkatli olduğu belliydi.

“ Neyi?”

“ Orada biri var sanki.”

“ Yağmurun sesi olmasın sakın?”

“ Gidip kontrol edeceğim. Sen burada bekle.” Yanındaki onu başıyla onaylayınca adam bana doğru dikkatli adımlarla yaklaşmaya başladı.

Derin… dedi bir ses. Kafatasımın içinde yalnızca benim kulaklarıma konuşuyordu.

Çık kafamın içinden Tara! Benimle illa konuşmak istiyorsan kulaklığı kullan.

Seçilmişler hırsız oldukları için zihninize konuşup, kahin oldukları için verdiğiniz cevapları duyabiliyordu. Tara bunu sadece küçükken seçilmişlerle birlikteyken kullandığını söylemişti ama bizim üstümüzde de etkili olduğunu fark ettiği günden bu yana kulaklığı kullanmayı çoğunlukla unutabiliyordu.

Ama sana bu kadar yakınken duyabilir! Sence de artık harekete geçmen gerekmiyor mu?

Ben ne yaptığımı biliyorum.

Adam tam olduğum yere geldiği anda elimi uzatarak başparmağımı alnının ortasına koydum.

Sonrasında her şey çok hızlı olup bitti. Tıpkı bir elektrik akımı gibi bedenimden çekilen ruhum adamın bedenine aktı. Rüya duvarları yerle bir oldu ve bilinçaltı önüme bir ziyafet sofrası misali seriliverdi. Tara’nın özel tasarımı bıçaklardan birini çekerek yok etmem gereken ışık sütununa fırlattım. İşim bitip dışarı çıktığımda adamın attığı adım henüz zeminle buluşmamıştı. Elimi üzerinden çekince bedeni bir anda yere yıkılıverdi.

“ Nele-“ İkinci adamın henüz neler olduğunu kavramasına izin vermeden saklandığım yerden çıkarak tıpkı az önce olduğu gibi başparmağımı alnına dayadım. Yere yığılması çok uzun sürmedi.

“İki adam, üç saniye Derin… Bu yeni bir rekor.”dedi Tara. Bu sefer kulaklığı kullanmıştı. Sırıttım.

“ Daha yeni ısınıyorum.”

“ Sil o gülümsemeyi yüzünden.”

“ Kuzey söyledi değil mi? ”diye homurdandım. Hızlı ama sessizce ilerliyordum.

“ Ne yani ben de hissedemez miyim?”

“ Sen hissedebilirsin Tara, ama Kuzey artık gözleri kapalıyken bile görebiliyor.”

“ Ben senin hırsızlık yeteneklerini Jay’le kıyaslıyor muyum? ”dedi. Sustum. “ Bıçakları da idareli kullan. Yapması kolay değil.”

Evet, ortaya çıktığından beri kendinden nefret etmesine neden olan yeteneğini kullanmak, Tara için kolay değildi. İstediğimiz herhangi bir hastalığı herhangi bir silaha aktarmak ve bunları hem bedenler hem de bilinçaltı üzerinde kullanmamızı sağlamak için yıllardır çalışıyordu.

“ Sağa dön, çatıya çık. Beş kişilik bir grup sana doğru geliyor.”

“ Ne kadar kalabalık, o kadar iyi.”diye mırıldandım zıplayıp kendimi yukarı çekerken. Eğilerek çatıda ilerlemeye devam ettim. Seslerini duyabildiğim adamlara daha fazla yaklaşma riskini almadan arka cebimdeki el bombasını çıkartıp adamların ortasına attım. Birkaç saniye içinde dışarıya sızmaya başlayan mavi dumanı görebilmeleri için adamların ya hırsız ya da seçilmiş olması gerekiyordu ki ağızlarına ve burunlarına dolan dumanı bayılana kadar fark etmediklerine göre şansıma bu sefer aralarında ikisinden de yoktu.

“ Gerçekten kendini korumak için sadece insanları kullanıyormuş. ”dedim beni dinleyen Tara’ya. Yere yığılan adamların arasından sekerek ilerledim.

“ Hırsızlara güvenmemesini kınayamazsın herhalde.”dedi ve ekledi, “ Oğuz’un söylediğine göre sadece en yakın koruması bir hırsızmış ancak-”

“ Ancak bir orduya bedel, evet biliyorum.”diye tamamladım lafını. Temkinli bir şekilde köşeyi dönerek çatının avluya bakan iç kısmına yanaştım. Avlu geleneksel Japon mimarisiyle çevrelenmişti. Ucu kıvrık çatılar, genellikle bir-iki katlı araziye yayılmış yapılar ve bunları birbirine bağlayan ahşap köprüler… Başımı hafifçe kaldırarak avlunun bana göre sağ tarafına sonradan çatının üstüne eklenmiş gibi duran üç kata baktım. Arazideki en yüksek yapı buydu ve bariz bir şekilde bir şeylerin merkezini içinde taşıyordu.

“ En üst kat değil mi?”

“ Evet. Sarışın da içeri girmek üzeredir, elini çabuk tutmak isteyebilirsin.”

Herhangi bir cevap vermeden koşmaya başladım. İlk katın penceresine tutunup kendimi yukarı çekerken ne kadar uzun zamandır bu tarz bir saha görevine çıkmadığımı fark ettim. Eskiden Nisan’la ayda bir saha görevine atanırdık. O zamanlar bize işkence gibi gelirdi. Şimdi o zamanlara dönebilmek için kalan her şeyden vazgeçebilirdim.

Ağırlığımı pencerenin denizliğine sabitlediğim sol ayağıma vererek kendimi hızla yukarı ittim. Balkonun korkuluklarına tutundum ve ellerimin kaymasına izin vermeden çevik bir hareketle bedenimi yukarı çektim.

Ardına kadar açık kapılardan giren rüzgâr koyu bordo perdeleri bir ileri bir geri sallıyordu. Perdeden görebildiğim kadarıyla yetinmem gerekecekti. Parmak uçlarımda ilerleyerek sırtımı mermer gibi soğuk duvara verdim. Yavaşça hala sırtım duvara yaslıyken yere bir dizimin üzerine çöktüm. Alışkanlık olarak kulaklığımı kontrol etsem de Tara’nın şu dakikadan sonra benimle konuşmayacağını biliyordum. Belimdeki kemerden bir bıçak çekip sağ elime aldım. Öteki elime de susturucusunun takılı olduğuna emin olduğum silahı alıp gereğinden fazla sıkıca tuttum.

Bunu kullanmama gerek kalmaması hepimiz için daha iyi olurdu.

Ben bunları düşünürken içeriden ağır aksanlı bir kadın sesi geldi.

“ Gelsin.” Ardından açılan ağır kapıların sesini duydum. Emin olmak için sadece bir anlığına bıçağı açık kapının hizasında uzatıp üzerindeki yansımaya baktım. İki kişi karşılarında oturan kadının önünde hafifçe eğilerek saygılarını gösteriyorlardı. Oğuz ve Ayas… Görmem gereken tek şey buydu. Bıçağı hızla geri çektim.

“ Uzun zaman oldu, Sumire-san.”dedi Oğuz. Kibarlık olsun diye Japonca söylemişti.

“ Gerçekten de uzun zaman oldu.” Sumire aynı Oğuz’un sesinde olduğu gibi sahte bir kibarlıkla ona Türkçe yanıt verdi. Birbirlerine jest yapma şekilleri bu olsa gerekti.

Çekilen sandalye olduğunu tahmin ettiğim bir ses duydum.

“ Ve sen de şu ünlü Jay-san olmalısın. ”dedi Sumire. İngilizce aksanı korkunçtu. Sesindeki tınıdan Ayas’la fazlasıyla ilgilendiği belliydi. Yamashita Sumire tam bir yetenek avcısı, Jay’i ona kaptırmak büyük kayıp olur bizim için, demişti Oğuz. Haklı olduğu nadir anlardan biriydi.

“ Sizinle tanışmak bir onur Yamashita-san.”dedi Ayas. Onu tanımasam bu tanışmadan gerçekten çok memnun kaldığını zannederdim.

“ O onur bana ait. Yerinizin bir bakan koltuğu değil de bizim yanımız olduğu konusunda Oğuz-san’a her daim katılmışımdır. ”dedi ve pek nahoş bir kahkahayla ekledi, “ Başkanların yaş ortalamasını düşürmek de belki bana yardım edersiniz.”

Kulaklığımdan benim bile zor duyabileceğim kadar boğuk şimdi kusacağım sesi geldi.

“ Ve bu da Walker. Kendisi hem en yakın dostum hem de yardımcım olur, her konuda. İşinde senden bile iyidir Jay. ” Sondaki her konuda kısmını o kadar vurgulamıştı ki bunu açık bir tehdide dönüştürmüştü.

“ Beni onurlandırıyorsunuz Yamashita-sama” dedi yabancı bir ses. Walker. Sesi inanılamayacak kadar yumuşak ve genç geliyordu.

“ Lütfen, oturun.”dedi Sumire. Sesi giderek daha derinden gelmeye başlayınca uzaklaştıklarını anladım. Bıçakla yeniden bakarak yerlerini kontrol edecektim ki Tara’nın sesini zihnimde duyunca duraksadım.

Yapma Derin… Korumalardan biri odanın içinde gezinmeye başladı. Balkon kapısına doğru geliyor…

Güzel zamanlama, diye düşündüm duvara daha da sinerken. Adamın beni göremeyeceğini biliyordum. Yağmur ve karanlık görüşü son derece düşürüyordu. Görüşe ihtiyacı olmayan yetenekliler için de ben görünmezdim. Tara ve Hilal’in deney tüplerinden çıkan bir güzellik daha! Geçen iki yılda hepimiz değişmiştik, güçlenmiştik. Kimse dile getirmese de bu adanmışlığın hepimiz için tek bir sebebi vardı.

Başımı sallayarak düşüncelerden kurtulmaya çalıştım. Şimdi zihnimi ona teslim edersem geri alamazdım. Kendimde olmalıydım. Bu an için çok uğraşmıştık.

“ Sanırım neden geldiğimizi az çok tahmin ediyorsundur Sumire-san. Son iki buçuk yıldır olanlardan sizleri sürekli haberdar ettim.”dedi Oğuz. Çoğu şeyden diye düzeltilmeliydi.

Sumire’den onaylayan mırıltılar yükseldi.

“ İçecek bir şeyler ister miydiniz? Her ne kadar gece geç saat olsa da size bir şeyler ikram etmek isterim.”dedi ve bir cevap beklemeden yanındakilere Japonca bir şeyler söyledi. Hızlı adımların ardından açılıp kapanan bir kapı sesi duydum.

“ Şu kız, taşı yok eden… Neydi adı? Nisan mı?”dedi Sumire umursamaz bir tonla. Kanımın çekildiğini hissettim. Silahı tutan elimi o kadar sıktım ki parmaklarımın boğumları bir anda bembeyaz kesildi. Sakin ol… Kim olduğu umurumda değildi ondan bu kadar rahat ve önemsizmiş gibi bahsedemezdi.

“ Evet, Nisan… Gelecek vadeden bir hırsızdı. ”dedi Oğuz aynı kayıtsızlıkla.

“ Taşın onu seçmesi israf olmuş o halde.” O sırada kapı açılıp ufak şangırtılar eşliğinde biri içeri girdi. “ Her şekilde o taşın yok olması gerekiyordu. Bu kadar önemli şeyler için bir elemanımızdan fazlasını kaybetmeye her zaman hazırızdır.” O an olmak isteyeceğim en son yerin Ayas’ın oturduğu koltuk olduğunu düşündüm. “ Senin onun vasisi olarak atandığını duydum Jay-san.”dedi ilgiyle.

“ Araştırmanızı çok iyi yapmışsınız Yamashita-san.”diye güldü Ayas. Ama daha çok senin ağzını burnunu kırarım kadın tarzı bir gülüştü bu. Tabii, anlayabilene…

“ Lütfen, sadece Sumire ya da Sumire-san benim için daha uygun.”

“ Pekâlâ, Sumire-san… Evet, taşın imhasından kısa süre önce vasisini kaybettiği için yeni vasi olarak ben atanmıştım.”

“ Kaybı sizi üzmüş olmalı.” Bir tahminden çok soru sorar gibi söylemişti cümlesini.

“ Açıkçası pek değil. Yıllardır emrimde çalışan yetenekli bir hırsızdı. Hiç başarısız olmamıştı. Ama sonuç olarak sadece bir hırsızdı, kaybettiğimiz her hırsızın ardından yas tutamayız. ”

“ Ne kadar doğru…”Sumire güldü. “ Zaten henüz kaybetmiş sayılmayız öyle değil mi?” Sözleri üzerine odanın içinde bir süre sessizlik oldu. Bu sessizlik onu çok mutlu etmiş gibi az öncekinden daha neşeli bir ses tonuyla konuşmasına devam etti. “ Walker’ın kaynakları çok… Güvenilirdir. Sanırım kız bir çeşit komaya girmiş. Taş ortadan kalktığına göre neden hala o boş bedeni tutuyorsunuz ?”

“ Çünkü parçaları ilk birleştiren oydu ve hala zihninde bize aktaramadığı şeyler olduğunu düşünüyoruz.”diye karşılık verdi Oğuz.

“ Şu Yaman meselesi…” Kadının sesi artık hiç eğleniyormuş gibi gelmiyordu. “ O adamı hepimiz en kısa zamanda ölü görmek istiyoruz. Kahinler ve seçilmişler… Bizimkisi kadar köklü organizasyonlarda yeni şeyler pek de iyi karşılanmaz.”

“ Size daha fazla katılamazdım Sumire-san.”

“ O halde bu sebepten buraya geldiğinizi varsayıyorum.”Durup ekledi. “ Yine de biraz detaya hayır demem.” Oğuz yavaşça boğazını temizleyip konuya girdi.

“ Yaman için en iyilerden oluşan bir takım kurulması gerektiğini düşünüyorum. O adam hafife alınmamalı. En iyi hırsızlarımızı bir araya toplamalıyız ve…”

“ Ve?”

“ Grubun tam erişime izni olmasını talep ediyorum.” Sessizlik…

“ Tam erişim mi?! Bu delilik!”diye bağırdı Sumire. Ardından da pek hoş olmadığını tahmin ettiğim Japonca şeyler söyledi.

“ Sumire-san bunun için tüm başkanların onayı lazım, biliyorsunuz.”dedi Oğuz kibarlığını koruyarak.

“ Ve onlar da izin verdi mi?”dedi şoka girmiş gibi.

“ Japonya’ya gelmeden önce diğer başkanları ziyaret ettik ve hepsinden onayı aldık. Geriye sadece siz kaldınız.”

“ Burada tam erişimden bahsediyoruz. Tarihte sadece sayılı kişilere verilmiş bir ayrıcalık. Karşımızdaki adamın bu kadar tehlikeli olduğunu düşünüyor olamazsınız. Diğer başkanlar da düşünüyor olamaz.”

“ İstediğim zaman ne kadar ikna edici olduğumu bilemezsiniz. Umarım bilmezsiniz de.”

“ Bu bir tehdit mi? ”

“ Tabii ki hayır, sevgili Walker sakin olabilirsin.”dedi Oğuz yavaşça. Sözlerinin aksine ses tonu bunun bir tehdit olduğunu bağırıyordu. Sumire’yi etkilemeye çalışıyordu. O kadın sadece kendimizi ona kanıtlayabilirsek bize yardım edecektir.

“ Satranç oynamayı sever misiniz Sumire-san?”dedi Ayas ortamı yumuşatmak istiyormuş gibi bir ses tonu takınarak. “ Şuradaki masaya bakarsak seviyor olmalısınız.”

“ Oğuz-san’ın başkanlığa yükselince bana gönderdiği bir hediyeydi.”dedi Sumire. Sesi normal tonuna geri dönmüştü. Hediyeyi ironik bulduğu ortadaydı.

“ Şahı korumak için piyonları feda etmekten kaçınır mısınız?”

“ Bu yine ölen hırsızlarla mı ilgili?”Ses tonu eğleniyormuş gibiydi.

“ Çok derin düşünmüyor musunuz? Ben sadece satrançtan bahsediyordum.”dedi Ayas gülerek. İstemsiz olarak ben de sırıttım.

“ Eğer gerekliyse tabi ki piyonlar feda edilmeli.”

“ O halde neden önünüz açık ve hamleniz gerekliyken piyonunuzun vezir olmasına izin vermeyesiniz ki?” Yeniden sessizlik…

“ İyi hamle Jay-san ancak beni etkilemek için yeterli değil. Piyonumun zekâsının yanında yeteneklerine de güvenmem gerek.”

Adam perdenin hemen arkasında, Walker ise onun iki adım sağında Derin, ŞİMDİ!

Saklandığım yerden kalkıp odanın içine daldım. Elimdeki bıçağı kapının önünde dikilen adamın boğazına doğru fırlattım. Adam kanlar içinde yere yığılırken odanın içinde kendini en çabuk toplayıp bana hamle yapmak üzere harekete geçen Walker’ın iki kaşının ortasına elimdeki silahı dayadım. Ola ki beni silahsızlandırmak üzere bir hamle yaparsa diye de vücut duruşumu buna göre ayarladım.

Ve o anda, odanın içinde Walker dâhil herkes durdu.

“ Çatıdaki tüm güvenliği atlatıp mükemmel Walker’ın alnına silah dayamam yeter mi yoksa yeteneklerimiz konusunda ikna olmanız için o tetiği çekmeli miyim Yamashita-san?”dedim onun ve Walker’ın yüzündeki şok ifadesini yok sayarak. Walker; açık kestane renkli saçlarının bile gizleyemediği vahşi gri gözleriyle beni süzdü. Aksanından Japon olmadığını anlamam zor olmamıştı ama bu kadar farklı bir yüz ve iri bir cüsse de beklemiyordum. Benimle hemen hemen aynı boydaydı. Ama daha geniş omuzları ve yapılı bir vücudu vardı. Alnındaki silaha rağmen Sumire’nin bir emriyle üzerime atlayabilirmiş gibi duruyordu. Bu adamı bu kadar sadık yapmak için ne yapmış olabileceğini ancak hayal edebilirdim.

Bakışlarımı Walker’ın gri gözlerinden ayırıp ayağa fırlamış Sumire’nin çekik olmasına rağmen iri ve biçimli olan gözlerine diktim.

“ Ben Derin, eski bir piyon; yeni bir vezir adayı. Memnun oldum Yamashita-san.”dedim küstah olduğunu umduğum bir gülümsemeyi yüzüme yerleştirip. Sinirden gülmeye başlarken boyalı sarı saçları dağıldı.

“ Evet, Derin… Sen de oradaydın değil mi?” Sonra favori adamının kafasını uçurmak üzere değilmişim gibi Oğuz’a döndü. “ Bu kez fazla ileri gitmedin mi?” Oğuz’sa omuz silkti.

“ Zor bir kadınsın Sumire.”dedi. San ekinin atılmış olduğuna sanırım benim dışımda kimse dikkat etmemiş ya da umursamamıştı. Sumire sinir bozukluğundan mı yoksa gerçekten eğlendiği için mi bilemediğim bir sebepten ötürü kahkaha atmaya başladı. Durulunca Japonca bir şeyler söyleyip kapının dışındaki birilerini çağırdı. Boğazındaki bıçakla yerde hareketsiz yatan adamı kaldırıp götürürlerken Sumire bana döndü.

“ Sen, Derin, ilgilimi çektin. ”dedi bu sefer Türkçe olarak. “ Buraya kadar nasıl geldin bilmiyorum… Etkileyici, oldukça etkileyici…” Yeniden Oğuz’a döndü. “ Walker’ı takımında istersin sanıyordum.”

“ Tam da bu yüzden hala nefes alıyor.”dedi Oğuz sırıtarak. Sumire’nin gülümsemesi daha da büyüdü.

“ Beni iyi tanıyorsun Oğuz, sandığımdan daha iyi… Pekâlâ, Walker’ı alabilirsin ama tek parça halinde döndüğünden emin ol. Sorun var mı Walker?”

“ Siz nasıl uygun görürseniz Yamashita-sama.”

“ Güzel, Walker’ı güzel lafların için bir hediye olarak düşün Jay-san. Ve Derin-san için de…” Masasının üzerinde duran ve az önce bahsi geçen satranç takımına uzanarak beyaz veziri narin parmakları arasına aldı.

“ Derin-san için de tam erişim izni.”

146 görüntüleme4 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör